2 Aralık 2007 Pazar

sU LeKeSi :: (Anarchist Muslim)? (21/12/2007)

İSLAM’IN KONAR-GÖÇERCE (ANARŞİK) BİR YORUMU

ÖN-SÖZ


Vira bismillah,

Sadece kendimi anlamak ve başkaları tarafından kendimc
e anlaşılmak için başlıyorum bu yazıya.İslam su gibidir: İçine girdiğini temizlerken, onun şeklini ve rengini alır. İçine giremeyeceği ve temizleyemeyeceği hiçbir ruh yoktur!

Tabii su sevmez (1) bazı kirler vardır ve onları temizlemek
için başka şeyler de gerekebilir. Ama su olmazsa, olmaz..

Bir içrekle şekillenmiş ve renklenmiş olan ise bir başkası için onun bir yorumu olur ve o bir başkasında su lekesi bırakır! Su lekesini temizlemek içinse, yine su gerekir.


Durgun suya girmek de günahtır, yağmur suyundan kaçm
ak da.. Temizlenirken kirletmek de olmaz, temizlenmekten kaçmak da..

Bu yazı şimdiki benle şekillenmiş ve renklenmiş olan sudur: Sizler ve gelecekteki benler için durgundur. İmanla akletmenin sonucudur, akla imana sebep olabilir.


Akla iman et(tir)mekten, Allah’a sığınırım.


Burhan (2) da irfan (3) ve beyan (4) gibi sadece birer araçtır. Birinde diretmek, aracı amaçlaştırır, putlaştırır. Ve doğru olan yollar, ancak üçünün de beraber gidebildiği yollardır..


Yolcu yolunda gerek!


SÖZ

I - KELİME-İ TEVHİD:


La ilahe illallah!


Yoktur ilah, Allah’tan başka!

İslam’ın girişinde Kelime-i Şahadet, onun girişindeyse Kelime-i Tevhid vardır. Tüm cümlelerin fitnesidir (5) bu cümle. Öyle ki, bir cümle anlamca ona ne kadar yakınsa, dine göre o kadar doğru kabul edilebilir.


Hiçbir noktalı harf içermediği için (6), yanlış okuma-yazmalara izin vermez. Kuruluşundaki titizlik sayesinde de en ufak anlam kaymalarının bile olasılıkları sıfıra indirgenmiştir. Amacına bu kadar benzeyen bir araç daha olamaz: Yüzde yüz şirkten uzaktır!


İkinci la’nın değillemesi, ilk la’nın varlığıyla nötrlenir ve Allah’ın varlığının (tek) ispatı bu şekilde değillemelerle yapılır. Üzerine dinin kurulacağı aşkın Allah tasavvuru başka bir şekilde oluşturulamaz. Çünkü bu tasavvur için tüm hiyerarşilerin yıkılması, ilahlıkların ortadan kaldırılması ve mevcudatın tek bir düzleme indirgenmesi gerekir.


O’na göre sadece iki din vardır: Tevhid Dini ve Şirk Dini.


İslam’ın Kur'an'da Hz. Muhammed ile başlamış bir din olarak görülmemesi: Tüm dinlerin özünde İslam olduğu kabulü bundandır. Bu yüzden tüm peygamberler İslam Peygamberi olarak adlandırılır ve bir Müslüman hepsine inanır. Ve yine bu yüzden peygamberlerin tarih boyunca karşılıklı mücadele ettikleri inanmayan kişiler (ateistler) olmamıştır: Onların görevi hatırlatmaktır! İnandırmak değil!! Müşrikler, kafirler ve tağutlar/putperestler (aralarında sadece şirkte şiddet farkı var diyebiliriz) olmuştur hep karşı(sın)da dur(ul)anlar! Firavunlar, Bel'am’lar (7), Ferisiler (8),, gibi.. Bunlar hep inanan insanlardır. Ama İslam'a, Tevhid Dini’ne değil, tarih boyunca onunla iç içe olmuş, onun karşısında duramadığı zamanlarda onun içine saklanmış olan Şirk Dini’ne..


Herhangi bir zaman-mekanda, herhangi bir kişinin bu iki dinden hangisine daha yakın olduğunu belirleyen şey, Kelime-i Tevhid’in o zaman-mekanda o kişice ne kadar içselleştirildiği ve etkinleştirildiğidir.


Şirk Dini’nin bilinen ilk üyesi cinlerden İblis’tir. Yani bir zamanlar cennette secde etmedik bir tek nokta bile bırakmayan, cinlere ve meleklere Tevhid Dini’ni öğreten Azazil. Adem’e secde etmeyi kabul etmezken, “Ben Sen’den başkasına secde etmem! Ben ki Sana kendi içimde bu kadar yakınım, Adem ki Sana kendi içinde o kadar yakın değil, ben ona secde etmem.” demiştir. Adem’i ilahlaştırmaktan çekinirken, nefsini ilahlaştırmıştır. İlk cümlesindeki Kelime-i Tevhid etkinliği, ikinci cümlesinde yitmiştir.


Kelime-i Tevhid’in toplumların bilinçaltında yeterince etkin işlemediği zaman-mekanlarda yeryüzünde hep Şirk Dini hakim olmuştur ve toplam hakimiyet süresi Tevhid Dini’ninkinden çok daha uzundur. Çünkü şirk açıkken, Hz. Muhammed dönemi gibi, onunla mücadele kolay; kapalıyken, Hz. Ali dönemi gibi, onunla mücadele zordur.


Her peygamber kendi zaman-mekanının statükosuna, şirk unsuruna karşı bir devrim yaparak, Tevhid Dini’nin evrimini bir adım daha öteye götürse de kısa bir süre içinde devrimleri koruma niyetinde olan muhafazakarların iyiliklerinden maraz doğmuş ve Şirk Dini, Tevhid Dini’nin perdesi arkasına saklanmıştır. “Ben halkına kendimden başka ilah layık görmüyorum” diyen Firavun’a ve onun ilahlarına karşı devrim yaparken Musa, Kenanlı Bel’am onun devrimini yozlaştırmaya başlamıştır bile. Harun ve Musa’nın iyice yozlaşan devrimini evrilttikten sonra İsa, yozlaşmış Mithra Dini (9) bayraklarını indirip, saklanmıştır devrimin arkasına ve Kilise Hıristiyanlığı ortaya çıkmıştır. Yoksulların devrimi, soylularca törpülenmiştir böylece. İsa ve Yahya’nın vaftizinin içini boşaltmıştır Kilise. Muhammed’in devrimi vaftizi Kur’an’la abdeste dönüştürdükten sonra, Muaviye’nin askerleri devrimin takipçilerine karşı o Kur’an yapraklarını mızraklarının ucuna takmıştır bu sefer. 8 ve 9. yüzyıllarda 5 büyük imamın (10) ve sonrasında tasavvuf ehlinin yozlaşmayı gidermek için yaptıklarıysa, daha sonra başkalarınca yozlaştırmak için kullanılır olmuştur.


Bundan dolayı, sadece tarihe bakarak dinler hakkında yapacağımız yorumlar daha çok Şirk Dini’ni betimler olacaktır. Bunun türevi olan olası tehlikeler yüzünden de atalarının dinini sorgulamak ve kendisi ile O’nun arasına hiçbir şey sokmamak daha bir önem taşır!


II - KELİME-İ ŞAHADET:

Eşhedu en-la ilahe illallah,
ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Rasuluh!

Şahitlik ederim ki “Yoktur ilah, Allah’tan başka”;
yine şahitlik ederim ki “Muhammet O’nun kulu ve O’nun elçisidir”!

Bu cümlede Allah, Peygamber ve Müslüman tasavvurlarının birbirleriyle bağlantılı olarak nasıl kurulacağı anlatılmaktadır.


Burada açıkça görülenleri bir tarafa bırakarak, cümleye ismini veren şahitlik üzerinde durmakta fayda vardır. Şahit olmak için bakmak, baktığını görmek, gördüğünü an’lamak ve an’ladığını an’latmak, yani dört farklı düzeyde etkinlik gerekir. An’lattıklarınızın da şahit olabilir olması, an’latımın niteliğini belirlemektedir: An’latım diğerlerinin bu dört farklı düzeydeki etkinliklerine yapılan toplam müdahaleyi sıfıra indirger nitelikte olmalıdır ki onlar da şahit olabilsin!


III - İSLAM’IN ŞARTLARI:


Kur’an’da sık sık “Bu sadece bir hatırlatmadır” içeriğinde sözler vardır. “İnsan” kelimesinin “unutmak” köküyle ilişkisini de düşünürsek, İslam’ın tüm şartlarının bizler için birer hatırlatma niteliği taşıması beklenebilir. Bu noktada önemli olan, hatırlatılmak istenenleri belirlemek oluyor. Öyle ki, bu şartların amaç uzayları hatırlatmak istediklerini kapsasın..


Eğer hatırlatılmak istenenler bu araçlarla hatırlanabilirse, her şartın birçok kişisel ve toplumsal faydası ortaya çıkabilir. Bunlar bu şartlar için birer sebep değil, birer sonuçtur. Ama ancak şartlar hakları verilerek yerine getirildiklerinde.. Yani araçlar amaçlarına, hatırlatmalarına hizmet ettiğinde..


III -1 - Kelime-i Şahadet Getirmek :


Aslında İslam’ın tek şartı budur. Diğer tüm şartlar, bu şartın hatırlanması yolunda birer araçtır.


Bu şart ise Kelime-i Tehvid’in hatırlanması yolundaki yegane araçtır. Kelime-i Tevhid’in amacı ise her türlü şirkten uzak olmaktır.


III - 2 - Namaz Kılmak :


Namaz kılarken ilk hatırlatılmak istenen her zaman, her halimizle O’nun huzurunda olduğumuzdur. Namazın vakitlere bölünüp, gün içine dağıtılışı “her zaman”ı vurgulamaya yöneliktir. Namaz içinde birden fazla duruşun – kıyam, rüku, sücud ve kade-i ahirenin - olması ise, “her halimizle”ye.. Bu duruşların zamansal sıralaması da önemlidir tabii.


Kıyamda, dosdoğru duruşta, Fatiha Suresi’nin okunmasının vacipliği dikkate değerdir. Bu sure, adı gibidir ve Kur’an’ın anahtarıdır. Her okunduğunda bir kapı açılır. O kapıdan içeri girilmezse, söylenenler içselleştirilmezse, kapıyı açmanın bir anlamı kalmaz. Ma’un Suresi’nde “Yazıklar olsun şu namaz kılıp, duranlara ki onların kalpleri namazlarına yabancıdır!” demesi bundan olsa gerek.


Her rekattaki ikinci secde ile İblis’in secde etmediğini görünce meleklerin şükretme amaçlı ikinci kez secdeye varışı hatırlatılmak istenir. Böylece ilk secdeye varış O’nun emrini kayıtsız şartsız yerine getirmek için, ikinci secde ise bilinçli bir tercihle, şahitliğe şükretmek için yapılmış olur. İki secde arasındaki bir secdelik bekleyiş de bunun içindir: Hatırlamak için!


Sözün özü, namaz ile zamanı ve ardından zaman aracılığıyla başka şeyleri putlaştırmalar engellenmelidir. Çünkü tüm putlar kırıldığında, tek bir ilah kalır: Allah. Bunun için zamanın sahibi olmadığımız hatırlatılmak istenir.


III - 3 - Oruç Tutmak :


“Kendini bilen, Rabb’ini bilir” demiştir Hz. Muhammed. Oruç tutmanın amacı sadece vücudun aç bırakılması değildir. Rabb’ini tanımak için kendini tanımak, kendini tanımak için nefsi/egoyu aç bırakmaktır.


Oruç, nefsin/egonun yıkıcı ateşini söndüren su gibidir benlik için. Zira benlik bir genotip, nefis/ego ise bir fenotip gibidir: Benlik tüm insanlarda neredeyse tamamen ortakken, onun kırpıntılarının olası bir birleşiminin ürünü olan nefis/ego herkeste farklıdır.


Mide boş bırakılırken de, nefis/ego kibir ve benzeri şeylerle doyurabileceği için dikkatli olmak gerekir. Bu yüzden olsa gerek iftarda sofradan doymadan kalkmanın gerektiğini söylemiştir peygamber.


Sözün özü, oruç ile nefis/ego ve ardından onun aracılığıyla başka şeyleri putlaştırmalar engellenmelidir. Çünkü tüm putlar kırıldığında, tek bir ilah kalır: Allah. Bunun için nefsin/egonun sahibi olmadığımız, yani bizim sahibimizin nefsimiz/egomuz olmadığı hatırlatılmak istenir.


Burada oruç ile terbiye edilmiş bir bakış açısıyla şu iki ayeti yorumlamakta da fayda olabilir:


“..kim bir insanı öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir; kim bir hayatı kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış olur!” (Maide, 32)


“Ve şunu da bilin ki ey müminler, düşmanı öldüren siz değildiniz, Allah’tı onları öldüren ve korku saldığın zaman sen değildin peygamber onların içine korku salan, Allah’tı korkuyu salan. Ve O bütün bunları kendi belirlediği güzel bir sınavla müminleri sınamak için yaptı. Muhakkak ki Allah her şeyi işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Enfal, 8)


Öyleyse bir kişinin ölmesine karar verirken, “Ben Tanrı’yım” denilmektedir. Ve “Ben Tanrı’yım” cümlesinin hakkı verilmemişse, adam öldürmek şirke girer: Nefis/ego ilahlaştırılmış olunur.


Gayret etmenin (ce-he-de) nefes harfi olan ve O’nu temsil eden he’sini (ه) elif ile uzatınca savaşmak (ce-hê-de); de’sinin (د) üstüne bir nokta koyup ze (ذ) yapınca öldürmek (ce-he-ze); bu noktayı uzatıp de’ye ekleyip, ze’yi lam (ل) yapınca bilmemek, cahillik (ce-he-le); he’sini kalın he (ح) ile değiştirince ise inkar etmek (ce-ha-de) olur.


Bu yüzden olsa gerek, Hallac-ı Mansur şöyle seslenmiştir halka: “Ey Müslümanlar, benim kanım size helaldir. Siz mücahit olursunuz, ben şehit olurum!”


III - 4 - Zekat Vermek :


“Mülk Allah’ındır” der Kur’an. Yani Müslüman aslında mülksüzdür. Zekat ile hatırlatılmak istenen ise sadece budur.


Kişi zekat verirken karşısındakine iyilik yapamaz. Çünkü kendisinin olan bir şeyi vermiyordur. Kur’an’da söylediği gibi: “O rızkını kimilerine doğrudan, kimilerine ise diğerleri aracılığıyla dolaylı yoldan verir!” Zekat veren sadece aracı olur böylece. Hz. Ömer’in “Adalet mülkün temelidir!” demesi de bundandır. Aksi taktirde Proudhon’un dediği gibi: “Mülkiyet hırsızlıktır!”: Kişi O’ndan çalmaya kalkar..


O’nun yeryüzündeki halifesi olmak, yeryüzüne sahip olmak demek değildir; yeryüzünün bir parçası olarak, adaleti sağlamaktır. Her birimiz birer hakim, hakem ve hekim olarak..


Sözün özü, zekat ile mülkü ve ardından mülk aracılığıyla başka şeyleri putlaştırmalar engellenmelidir. Çünkü tüm putlar kırıldığında, tek bir ilah kalır: Allah. Bunun için mülkün sahibi olmadığımız hatırlatılmak istenir.


III - 5 - Hacca Gitmek :


Hz. İbrahim, Kelime-i Tevhid’in bilinen ilk söyleyenidir. Öyle ki bu cümle onun hayatının tümlevlenişidir. Tevhid Dini onun dini, o ise Allah Dostu olarak adlandırılmıştır. Kendisinden sonra gelen peygamberlere, onun gibi yüzünü batıl olan her şeyden çevirip, hanifçe dine dönmek emredilmiştir.


Hacc, İbrahim’in kurduğu İbadet Evi’ni sadece fiziksel olarak tavaf etmekten ibaret değildir. Onun yaşantısını hatırlatmak ister: Dünyanın dört bir yerindeki tüm yaşantıların aynı anda bırakılması ve onun yaşantısı gibi bir yaşantıya yönlenilmesidir amaç.


Sözün özü, hacc ile yaşantı ve ardından yaşantı aracılığıyla başka şeyleri putlaştırmalar engellenmelidir. Çünkü tüm putlar kırıldığında, tek bir ilah kalır: Allah. Bunun için yaşamın sahibi olmadığımız hatırlatılmak istenir.


Bu bağlamda birçok islami alışkı (ritüel), İslam’ın şartlarının doğrusal birleşimleri şeklinde yazılabilir. Örneğin kurban kesmek, oruç, zekat ve haccın bir birleşimi olarak düşünülebilir.


Kurban kesmek, sevilen ve bağlanılan bir şeyden Allah için vazgeçmek, içrek mülksüzlüğü hatırlatmak içindir. Hz. İbrahim’in çok sevdiği oğlundan vazgeçmesi hatırlanmalıdır bunun için ilk olarak. Sonra da oğlunun yerine bir koçun geçmesi.. Burada Hz. İbrahim’in oğluna karşı duyduğu sevginin yerine Habil’in koçuna karşı duyduğu sevgi geçmiştir aslında. Çünkü ilk kabul edilen kurban, Adem’in oğlu Habil’in koçudur. Kabil’in kurbanı değil.. Ve Habil-Kabil hikayesinde bir koç göğe yükselirken, İbrahim-İsmail hikayesinde bir koç gökten inmiştir. Bu yüzden kurban kesmiş olmak için, önce bir şeye bağlanılması ve ardından Allah için ondan vazgeçilmesi gerekir. Ki hatırlayalım ve sevgi yoluyla hiçbir şeyi putlaştırmaya kalkmayalım.. Aksi taktirde sadece bir hayvan kesilmiş olunur!


Benzer şekilde Mevlevilerin seması ve Alevilerim semahı namaz ve orucun birer doğrusal birleşimi olarak düşünülebilir. Ve örnekler çoğaltılıp, çeşitlemeler yapılabilir. Misal, gelecekte birileri çıkıp, gönüllü kan vermek oruç ve zekatın bir başka doğrusal birleşimidir deyip, bunu bir alışkı haline getirebilir.


IV - İMANIN TABAKALARI:


İmanın şartları 6 tanedir:


- Allah’ın birliğine inanmak

- O’nun Peygamberlerine inanmak

- O’nun Kitaplarına inanmak

- Hayır ve şerrin O’ndan olduğuna inanmak

- Ahirete inanmak

- O’nun Meleklerine inanmak


İmanın şartlarını bu şekilde saymakta kuramsal olarak hiçbir sorun yoktur: Kur’an’da iman eden kişilerin özellikleri olarak geçen özellikler, bu 6 şartın herhangi bir doğrusal birleşiminin gereği olarak yazılabilir. Ama uygulamada bir sorun vardır: Şartları sözde kabul etmek, yani gereklerini yerine getirmemek.


Bu amaç-araç yanılsamasını gidermek için, araçları sorgular nitelikte bir başka akıl yürütme yapılabilir: İmanı tabakalara ayırmak. Öyle ki, Kur’an’da iman eden kişilerin özellikleri olarak geçen özelliklerin her biri bu tabakalardan birisinin üzerinde gösterilebilsin..


İmanı 5 tabakaya ayırabiliriz bu niyetle. Ama içrekten başlamalıdır kişi iman etmeye. Ve bir bir eklemelidir diğerlerini de sırasıyla ilkinin üstüne!


İmanı 5 tabakaya ayırmak, en az 2 üzeri 5 = 32 olasılık olduğunu söyler imanda. Bunlardan ilk 5’i, sırasıyla tabakaları üst üste eklerken gerçekleşir. Diğer olasılıklar ise ortak bir şekilde tanımlanabilirler: En az bir tabaka, kendinden önceki en az bir tabakadan önce gelir. Yani boşluk kalır tabakalar içinde. Ama her ne ki içi dolu olması gerektiği halde boştur, işte o artık bir puttur! Ve her ne ki bir puttur, kırılması gerekir!!


IV -1 - Kalbin İmanı :


Aklı iman etmemiş, mümin kalpler, yolun başındadırlar. O kadar ki - bir ihtimal, imanda pazarlık ederler. Yani alış-veriştir yaptıkları! Verebilecekleri hiçbir şey olmadığını bilmezler oysa..


İbadet ettikçe huzur bulurlar, huzur buldukça daha çok ibadet ederler. Birini çok düşünüyorlarsa, o kişinin de kendilerine katılmasını çok isterler. Zira sadece sezgileriyle tasavvur ederler O’nu. Bu yüzden de tasavvurları sınırlı kalır. Olur da kendilerince çok kötü olan bir şeyle karşı karşıya gelirlerse hayatta, imanlarından olabilirler.


Tasavvuf ehli, aralarında bu noktada olanları şeriat kapısından girmiş olanlar olarak adlandırır. Onlar sırtlarına vurulduğunda kalkıp vurana aynı şiddette vuranlardır. Bilgileri sadece “data”/veri düzeyindedir


IV - 2 - Aklın İmanı :


Kalbin imanının üzerine aklı da iman edenler, alış-verişten çekinirler. Tabii bir gören olmadığı sürece.. Bu yüzden alış-verişleri daha içten pazarlıklı olur. Onlar cennete gitmek için ibadet ederler ve bazen taviz verebilirler kendilerinden. Bel’am’ın can korkusu gibi korkular üzerine duyup uyduklarını, susup söylemeyebilirler.


Tasavvuf ehli, aralarında bu noktada olanları tarikat kapısından girmiş olanlar olarak adlandırır. Onlar sırtlarına vurulduğunda dönüp vurana nedenini soranlardır. Bilgileri sadece “information”/haber düzeyindedir.


En tehlikeli boşluk(lar), ilk tabakanın atlanmasıyla oluşur. Kalbi iman etmemiş, mümin akıllar bahanelerle doldururlar bu boşluğu! Vücutlarını dinç tutmak, bir anlamda spor yapmak için namaz kılarlar ve namazdan kalkar kalkmaz kendilerine vaat edilen giyitlerden hangisinin ona verileceğini sorarlar; yoksulların halini anlamak ya da kilo vermek için oruç tutarlar ama iftarda doymadan sofradan kalkamazlar; toplumun gelir düzeyi dağılımını tekdüzeleştirmek için kendilerinin olduğunu düşündüklerinden zekat verirler ve sonra bununla övünürler; ırkçılık gibi zararlı gördüklerini törpülemek için hacca giderler ve ülkelerine dönünce gayrimüslimlere bu törpülenmiş ırkçılıklarını yaparlar. Kur’an onları “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onların kalpleri namazlarına uzaktır!” (107/4-5) diye azarlar.


Ne kadar aklederlerse, o kadar zarar veriler kendilerine. Fizikten birkaç cümle duyan bir tıpçı iseler, secdede yüzlerinin yere dokunmasıyla dünyanın manyetik alan çizgileriyle sinir sistemlerinin daha başka etkileştiğini söyleyebilirler. Matematik merakları varsa, Kur’an’ın şifresiyle uğraşırlar. Biyoloji okurken, bilimsel teorileri inanç parçaları gibi görüp, onlara savaş açarlar. Çoğunlukla mehdiliğin varlığını savunur ve sonunda birer Karun Kahya olurlar, akla iman ettirip, dine şirk düşürürler; toplumun bilim açlığını kendilerince doyurur, toplum gözünde bilimcileri aptal ya da ajan durumuna iterler.


Ve Allah'ın Peygamber'ine bile yasak ettiği şeye soyunurlar: İnsanları inandırmaya!! Peki niye bu çaba? Yalnız kalmaktan mı korkarlar yoksa? Bu korkuya karşı çoğalıp, içlerindeki boşlukla yüzleşmekten mi kaçarlar?


Korkmaları gereksiz oysa: Kendinden kaçsa kişi, kendi bile terk etse kendisini, yine de yalnız kalamaz: O kalır kendisinde. Gidebileceği her yerde ise yine O vardır! “Gittiği yol kendi uzaklığı, vardığı yer kendi ayrılığıdır!
İlk tabakanın dışındaki diğer boşluklar bu kadar tehlikeli değildir. Zira ilk tabakanın yerinde boşluk olduğunu fark edince kişi, her şeye yeniden başlamak zorunda kalır: Boşluğu hakkıyla doldurmak için, tüm tabakalar ortadan kaldırılmalıdır! Yani putu kırınca, hiçbir şey kalmaz ortada. Fakat ilk tabakanın üzerinde nerede olursa olsun boşluk; put kırılınca, en azından ilk tabaka olduğu gibi durur olduğu yerde!!

IV - 3 - Sözün İmanı :

Kalp ve aklın imanları üzerine sözü de iman edenler, her zaman çekinir alış-verişten. Her zaman “bir gören” olduğu bilgisi, sözcüklerle somutlaşır artık! Bel’am gibi canlarıyla tehdit edilseler, bir yerlere saklanır ama duyup uydukları sözleri etrafa dağıtırlar. Ama Abdürrezzak Şeyhi San’an gibi gayrimüslim biri ile evlenmek için önce din değiştirip, sonra eşleri de peşleri sıra dine geri dönebilirler.


İbadetleri kesikli kesiklidir. Zira ibadet etmek için buldukları bahaneler bir süre sonra onlara yetmez hale gelir ve yeni bahaneler bulana kadar imanlarını korumak için ibadete sırtlarını dönerler. Bu ara sürelerin uzunlukları, o süreci oluşturan anlardaki aklın imanının derinliği ile ters orantılıdır. Bu süreçteki kendileri rahatsız hissedişlerinin şiddeti ise, o süreci oluşturan anlardaki kalbin imanının derinliği ile doğru orantılıdır.


Tasavvuf ehli, aralarında bu noktada olanları marifet kapısından girmiş olanlar olarak adlandırır. Onlar sırtlarına vurulduğunda dönüp vurana bakarak nedenini anlamayı deneyenlerdir. Bilgileri “knowledge”/(?) düzeyindedir.


İlk iki tabakanın atlanıp, doğrudan üçüncü tabakaya geçilmesiyle oluşan boşlukta bahaneler bile kaybolur. Bu yüzden, tabakanın kendisi bir bahane olarak kullanılır! Genelde de yaşamak için..


İkinci tabakayı atlayanların ibadette kesikliliklerinin örüntüsü çok gelişigüzeldir ve sadece kalbin imanının bir fonksiyonudur.


Birinci tabakayı atlayanları, Karun Kahya olmaya pek yakındır. Zira merkezdeki bir noktadan bakarken bakıştaki bir derece hatası, çemberin yarıçapı arttıkça bakılması gerekenden daha uzak bir noktaya bakılmasına neden olur.


IV - 4 - Eylemin İmanı :


İlk üç tabakanın üstüne eylemi de iman edenler artık alış-verişten çekinmez, tamamen uzaktır. Ama o kendini alış-verişten uzak tutuğu sürece, alış-veriş devam eder onun bu uzak komşuluğunda. Bir anlamda, uzaklık olur uzaktakini var eden.

Bel’am durumuna düşseler, gidip Musa’ya kardeş olup, krallarına savaş açarlar. Ebu Zerr gibi yeri geldiğinde çöle çekilip, toplumdan ayrık yaşar, yeri geldiğinde Muaviye’nin yakasına sarılıp, hesap sorarlar. Ama Musa gibi bilmediklerine sabredemeyip, dua üzerine buldukları Hızır’a çıkışmaya kalkar ve yol arkadaşlığını yitirirler. Azazil gibi bir sonraki tabakayı da eklemezlerse imanlarına, Adem üzerinden şirke düşmeyeyim derken nefisleri üzerinden şirke düşerler. “Ben Sen’den başkasına secde etmem..” diye başladıkları cümleyi “..ben ki sana kendi içimde o kadar yakınım, o ki..!” diye devam ettirirler. Her noktasında secde ettikleri cennetten olurlar!!

Tasavvuf ehli, aralarında bu noktada olanları hakikat kapısından girmiş olanlar olarak adlandırır. Onlar sırtlarına vurulduğunda dönüp bakmayan ama nedenini anlamayı deneyenlerdir. Bilgileri ölçek atlamıştır ve başladıkları yere dönmüşlerdir. Öyle ki orayı ilk defa tanıdıklarının farkındadırlar.


İlk üç tabakayı atlayıp, dördüncü tabakaya geçmek ise olası değildir. (En az 2 olasılık gitti böylece.) Zira o boşluk, hiçbir şey ile sınırlandırılamaz. Ama kişi artık bir bahane olmuş üçüncü tabakayı, dördüncü tabakaya geçmek için de bahane olarak kullanabilir: Yaşamdan sıyrılıp, öte-yaşamı da kapsayacak kadar genişler bahanenin etki alanı. Bu sefer de eylem o kadar putlaşır ki, beşinci tabakaya geçmek imkansızlaşır. (1 olasılık daha gitti!)


IV - 5 - İmanın İmanı :
Artık bir kapı yoktur hakikat kapısından sonra. Ve dönüp buradan arkasına bakan kişi için, tüm kapılar aynıdır. İman derileştikçe kişi içinde O’na yaklaşmış, O’na yaklaştıkça ikiler anlamsızlaşmıştır: Varlık yokluk, yokluk varlıktır; uzak-yakın, doğru-yanlış, iyi-kötü,, birdir. Her ne ki vardır, işte o birdedir, birdendir. İmanın iman etmesidir bu son tabakanın adı ve sonsuza dek tekrarlar kendisini. Hangi yol ki bir sonu vardır; bu yol, o yol değildir! Çünkü yol da O’dur, giden de, gidilen de..


Sözü dizen de herkes gibi bir kişiydi: Muhakkak aslını O bilir!!


oNuR PuSuLuK

04/11/2007


SON-SÖZ


Verdiğin ve vermediğin her şey için şükürler olsun!

Bu dünyada yaratılmışların şerrinden, ötesindeyse haber verdiğin azaptan,,
sadece Sana sığınırım..

Yapıp yapamayacaklarımız arasındaki o ince çizginin zamanında farkına varmayı;
yapabileceklerimizin üstüne yürüyebilmeyi, yapamayacaklarımızıysa kabullenebilmeyi,,
bizlere nasip eyle!

Dilini öğrenmeyi hayırlı kıl, en hayırlı şekilde anlamayı da nasip eyle!
Dilimdeki düğümleri çöz,
Gözlerim ve kulaklarımdaki perdeleri kaldır,
düşüncemdeki duvarları yık,
yüreğimdeki kirleri arıt..

İmanımı, inancımı, anlayışımı, kavrayışımı, ilmimi, bilgimi, sezgimi, sevgimi,, arttır!

Gözümü beyandan, gönlümü irfandan, aklımı burhandan ayırma!
Beni doğru yolda, doğru yolla(ra) ilet, yanıma da şeytanımı yoldaş kıl..
Sözünden değil, yolundan çıkarma!

Yaratılanın yaratılanı pulatlaştırıp sömürdüğü her düzene üzerimden düşüm, düşüncem, sözüm, eylemim,,
ile lanet et!
İnsanı ayrı gören herkesi de ben(im)le hayrete düşür..
Ben'i Biz'ine kat ve Biz'e onlar diyenlere hidayet eyle!

Gücüm yettiğince sebep(ler) ver de kendimi bulayım, kaybedeyim, bulayım..
Ve içimde,
Ve dışımda,,
hep Sana ulaşayım!

Ben ki adı(lı) eyleminden gelen, eylemi sebep gerektiren,
Sen ki eylemi adı(lı)ndan gelen, sebepsiz ve mutlak eyleyen,,
Sen'den Sana sığınırım,
beni Sen'inle aldat(ıl)anlardan eyleme!

Notlar:


(1) Hidrofobik, su ile etkileşimden kaçan, su moleküllerinin tutamadığı.

(2) Akıl yoluyla bilgiye ulaşan, İslam’ın deistik yorumu. Biruni, İbni Rüşd,, gibi düşünürlerce benimsenmiştir.

(3) Sezgi yoluyla bilgiye ulaşan, İslam’ın panteistik yorumu. İbni Arabi, Hallac-ı Mansur,, gibi düşünürlerce benimsenmiştir.

(4) Mevcut birikimini (ayetleri ve hadisleri) kullanarak bilgiye ulaşan, İslam’ın teistik yorumu. İbni Teymiyye, Gazali,, gibi düşünürlerce benimsenmiştir.

(5) Bir maden mühendisliği terimi: Madenin cevherini ve arazını birbirinden ayıran pota.

(6) Arapça’da harfler birden fazla şekilde sınıflandırılır. Noktalı ve noktasız harf sınıflaması mevcut olanlardan birisidir. Noktalı bir harfin noktasının silinmesi ya da okunurken gözden kaçması, harfin başka bir harf olarak okunmasına sebep olur. Dilimizdeki “püf noktası” deyimi de buradan gelmektedir.
(7) A’raf 175-176. Ayrıntılı bilgi içinse Tevrat ve İncil’e bakılmalıdır. Zaman-mekanın en önemli din adamlarından bir kahin ve peygamber: Sayılar, 22/5-21; Yeşu, 13/22; İncil, Petrus’un 2. Mektubu, 2/15.

(8) Bakınız: Matta İncili, 23/23-36; Luka, 18/10-14.

(9) M.Ö. 14. yüzyılda bile var olduğu bilinen, Hitit tabletlerinde adı geçen ve M.S. 2. yüzyılda Roma’da fazlaca üyesi bulunan mistik/gizemli bir Anadolu Dini. Kült üyelerinin çoğu Romalı tüccar, asker ve bürokratlardır. Mithra’nın bir Pers peygamber olma olasılığı yüksektir.

(10) İmam Hanefi, İmam Hambeli, İmam Maliki, İmam Şafi ve İmam Cafer-i Sadık.

5 yorum:

oNuR :: sU LeKeSi dedi ki...

21/12/2007'deki değişiklik: İmanın Tabakaları kısmı yeniden yazılmıştır.

Adsız dedi ki...

Dostum'a sevecegini düşünüyorum

VIII. BÖLÜM

BU BAB ŞERİAT MAKAMLARIN
BİLDİRİR



Amma şeriatın evvel makamı iman getirmektir: “ya eyyehüllezine âmenû, âminû billahi ve Resülühü…” (14)
İkinci makam: İlim öğrenmektir.
Üçüncü makam: Namaz, oruç, zekat ve hacca varmaktır. Ve gaza eylemektir. Ve hem cenabetten arınmaktır. “Ve ekıymu’sselâvate ve âtu’zzekâte ve sâvmû şehri ramazan ve haccilbeyti men isteta’a ileyhi sebîlâ” (Hadis-i Şerif)
Dördüncü makam helal kisbetmektir. Ve ribayı haram eylemektir. “…. Ehallalâhül-bey’a ve harramer ribâ…” (15)
Beşinci makam: Nikah kılmaktır. “Ve in eredtümüstibdâle zevcin mekâne zevcin…” (16)
Altıncı makam: Hayzın ve nifasın nikahını haram eylemektir: “Hurrimet aleyke ümmehâtükûm” (17)
Yedinci makam sünnet-i cemaattır “Sünnetallah-illetî kad halet min kabl…” (18)
Sekizinci makam şefkattir “Elleziyne yenkudûne ahdallahi min ba’di miysakihi…” (19), Kaalennebî aleyhisselâm “Eşşefkatu minel iman” (20)
Dokuzuncu makam: arı giyinmek, arı yemektir “…. küllî min tayyibâti mâ rezaknâküm..” (21)
Onuncu makam: emr-i maruftur. Ve yaramaz işlerden sakınmaktır. “….ye’mürûne bi’l mârûfi ve yenhevne an’il-münker..” (22)
Bu kadar ayatı beyyinat iman ehliyçin gelmiştir. Vallahü alemü bissevab.


Makalat-ı Hacı Bektaş-ı Veli

Adsız dedi ki...

Dostum'a

Evvel Bab oldur kim, Adem, Tanrı Taalâ Hazretlerine kaç makamda ere, dost olur, anı beyan eder.
Ol Kub-ı Âlem ederkim, kul çalab Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır dost olur. Onu şeriat içinde, onu tarikat içinde, onu marifet içinde, onu hakikat içinde.
Şeriatta evvel makam iman getirmektir. “Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihi ve resulihi ve’lyevmil ahir..”
Amma, her kişi kim iman ten üzredir derse hatadır. Eğer can üzredir derse hatadır. Pes, şöyle bilmek gerekkim, iman akıl üzredir. Ârifler katında amma, maruf bir dil üzredir, ikinci gönül üzredir. Her kim Hak Taalâ’ya gönülden tanıklık vermese mutlak kâfirdir. Yahut dil tanıklık verüb gönül inanmasa münafıktır “İnnel münafıkıyne fiydderk-il-esfeli minennar…” (10)
Pes, bu iki söz kişilerle dosttur “İnnallahe la yağfirû en yüşreke bihî yağfirü mâdûne zalike limen yeşâ…” (11)
Amma, taat-ı amel imandan ayrudur. Pes, değme taat imana ermez. Küfr, muasiyettir. Değme muasiyet küfre emraz. Bu sözler kişilerle dosttur “… Min zuhurihim zürriyetehüm ve eşhedühüm alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâl belâ..” (12)
Pes, iman budur. Amma bizim sözümüz budurkim, rahman aslı kangidir, şeytan aslı kangidir? Bunu bilmek gerek. Pes, imdi gerekkim, rahman aslı imandır. Şeytan aslı gümandır. Velakin imana güman katmak düşvardır. Zirakim, iman akıl üzredir. Akıl sultandır. Ve ten içinde naibdir. Pes, sultan gitse naib nite dura. Mesela, iman bir hazinedir. İblis uğrudur. Akıl hazinedardır. Hazinedar gitti, uğru hazineyi nitti?
Ve dahi bir kavilde iman koyundur, akıl çobandır, iblis kurttur. Çoban gitti, kurt koyunu nitti?
Dahi bir kavilde iman sütütr, akıl bekçidir, iblis ittir. Üçü dahi bir evde ve bir yerdedir. Bekçi evden gitti. Süt bekçisiz kaldı. İt sütü nitti?
Pes, ey miskin biçare, iman içinde sergerdardır. Zira Hak Taalâ’ya inanmak imandandır ve buyruğın tutmak imandandır. Ve yığlının dediğinden yığlınmamak Tanrı’ya inanmamaktır. Ve hem Tanrı’nın feriştehlerine ve kitaplarına ve Peygamberlerine inanmak imandandır.
Pes imdi azizmen, her bir kişiye üçyüz altmış ferişteh müekkeldir. Pes bunca feriştehler arasında edebsizlikler edersin. Ve senin gibi kişi katında edebsizlik etmezsin kani feriştehler inandığın?
Pes, Tanrı’nın Kur’ân’ına ve kitaplarına inanmak imandandır. Pes imdi, için dolu kibirdir ve hasettir ve bahıllıktır ve tama ve öyke ve gaybet ve kahkaha ve masharalıktır. İmdi, hangi kitapta buyurdu kim, bunların biri iman ehli içinde olur? Kanı kitaplarına ve haberlerine inandığın?
Ve dahi Tanrı dostlarına inanmak imandandır. Zira Tanrı Taalâ dostları miskinliği kabul ettiler. İkiliği koyup birikuben birlik birle yola gittiler “İnne ma’al usri yüsra” (13)
Tanrı dostları bir gün tok geçerler, iki gün ac geçerler. Lakin Allah-u Taala bunların hataların kıldan kıla geçirdi, geri yüzlerine urdu. Sen bunca füzulluk edersin. Yüzüne urmaya mı dersin? Senden korkar mı dersin? kanı dostlarına inandığın?
İmdi ey mü’minler, kendinizi bidinizse bu kapı iman kapısıdır. Sizlere rahmet dokuna. Ve eğer kendi özünüzü bilmedinizse, bu kapı nevmidlik kapısıdır. Hem sizlere hışmı dokuna. Zira kim, Padişah-ı Kerim ederkim, ben ol padişahım ki, yüzbin ve hezaran yüzbin isteyici isterin. Ta hatta, kapımda ömürleri geçince zarı zarı ağlasalar, istemedikleri riya ile olursa, sonu sergerdan olurlar.
Pes, bunlar kamu imandandır. Korkusuz yürümek, imana gümandır.
Azizmen, marifet madeni bu kadar, muhtasar kıldık. Zirakim, gerçek canlara bu denlü yeter

Makalat-ı Hacı Bektaş-ı Veli

,,sU LeKeSi dedi ki...

sevmez miyim dostum ;)
çok okumam gerek, çoook :))

Taylan dedi ki...

kankam benim yorumlar sana ulaşmıyor herhalde. Veya yoğonsun neyse.

Maklat ı biraz aradım internette bulamadım. Eğer sende PDF varsa bana yollar mısın.

Yaklaş biraz. :) Yaw neyse ben böyleyim.(Televizyondan yazdım sana yaklaş biraz. :) )

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le