20 Aralık 2007 Perşembe

aRTı 1

Başlangıç: 14/06/2006
İblis gör(e)medi diye, Adem’de iç(inde)kini
Yitirdi her noktasında, secde ettiği cenneti!
Fark ed(e)mediysen içinde, Sofu kardeş İblis’i,
Bilinir mi “namaz”ın sonu: Cennet mi, Cehennem mi?
 
Dünya dediğin cehennem, cennet, ve de girişimi;
Bir noktanın üstü cennetse, altı hep cehennemdi!
Ayır(a)mıyorsan dünyada birinden diğerini,
Ne fark eder seni bekleyen: Huri mi, Zebani mi?
 
Biter mi yolculuk cehennemde? Ve dahi cennette?
İkisi de O’((nda)n) olacak hep birkaç adım geride!
Biterse yolculuk birinde, yanılırsın sadece:
Çünkü yol da
O, yolda giden de, yol olup gidilen de..


O’na giden yolun sonu yok; sonsuz yine sonsuz tane:
Varın tarlanıza nasıl dilerseniz o şekilde!
Ne kaysın bakışınız, ne de sönsün yol yitmedikçe;
Şeytanlarınızla dosdoğru ilerleyin birlikte!


Muhammed’in Şeytan’ı da Müslümanlığı şeçmişti!
İbrahim’e inen koçu, Habil’in seçtiği gibi!
Koçtan kurban olur mu, İsmail kadar sevilmedikçe?
İnanmazsanız bana, gidip sorun bir de Kabil’e!


İlerleyin perde üstünde, kırışıklık misali;
Perde
O’((nda)n)! O ise perdeden ötürü gizli değil mi?
İçinizde ve dışınızda,
O’nda(n) sığının O’na yine:
Sizi eylemesin
O’nunla aldat(ıl)anlardan diye!


O dilemeseydi, gizlenmezdi perdenin ar(k)asına;
Perdenin üstünde Musa: Bir nokta; bir nokta: İsa!
Korkulur mu hiç şeytandan, bütün noktalar
O’((nda)n) ya!
Çağırın onu da, birlilikte, gidin diye Hak Yol’(d)a:


İki adım arasında, “an” akar sanki sonsuza,
Oysa bütün anlar yan yana, asıl durur hep
O’nda!
Böyle dilemesi, görüyor olmasıdır aslında:
Çünkü izleyen
O, oynayan O, ve her daim oynanan da:


Secde meleklerindi, Adem’in saydığı gün bir bir;
İkincisi sadece, ilkine şükretmek içindi(r)!

O’na teSLiM olmuş vücudun, her nefesi ibadettir:
Her nefeste ruhun yüzü, iki kere secdededir!


Varlık da zorunludur, yokluk da: Hepsi O’((nda)n), hepsi “bir”!
“Tanrı”
O’nun kırışık perdedeki gölgesi gibidir!
Tüm kelimeler
O’(nun)dur, tüm cümleler ayeti(nden)dir:
Hızır’la Musa’nın yol ayrımı, bu birlikt(en gel)ir!
 
Tutulur mu yoksa oruç, çok yemek için “iftar”da?
İmam olunur mu hiç para kazanmak amacıyla?
“Atalarının dini” üstünde olmak cahilliktir:
Putlaşırsa minareler, yıkılmalıdırlar bir bir!
 
Duyulur ezan sesi, minareden okunmasa da:
Saflar bozulmaz; namaz, ezan için kılın(ma)dıkça!
Özdekini duymamak için, konuşmak yeterlidir;
Konuşmak için dinlemek, özge gölgeyi kirletir!
 
Yaşa(t)mak uğruna Bel’am, duymasına karşı(n) sustu;
Sonu Araf’ta: Dili sarkık, zavallı köpek oldu!
Doğru söyleyenin sözü, eğride yaşatmaz onu:
Bu yüzden Arif olan, hep onaylamıştı sonunu!
 
Buradayım hala! Peki eğri olan doğru(ldu) mu?
Öyleyse bundan gayrı, bu söz(ler)e güven olur mu?
Delirmekse ancak, yeterince düşünmenin sonu;
Daha düşünmek gerek(ecek) bulmak için doğruyu!
 
Hep bir bilen yaratmamış mı, her bilenin üstünde?
Onları yükseltmemiş mi, derece derece böyle?
Hızır’ı bulmamış mı Musa, bu cevabın üstüne?
Bilenler son(l)u: Demek ki hepsi bir çember üstünde!
 
Bilenlerin çemberinde hep O olmalı merkez(de):
Bu yüzden secde ed((e)me)meliydi İblis Adem’e!
O olamazsın sen” demeli(ydi), İbrahim Cebrail’e!
Hayyam’ın kadehine, sığ(a)mamalı(ydı) irade!
 
Hayyam’ın Müslümanlığına hiç laf etmek olur mu?
Yoksa nasıl böyle olur(du), Peygamber’in yorumu:
Sen Müslüman değilsin dedi(yse) biri diğerine,
Onlardan en az biri, Müslüman değil kesinlikle!
 
O’na O’ndan başka layıkıyla tapınabilen olur mu?
Fikrinde zikredince Mansur, zikri “dar”da son buldu!
Ama bir olmuştu o ateşle, “ben” demeden önce:
Yoksa neden seslensin ki
O, bazen kitapta “Biz” diye!
 
Yunus olup, her solukta: Aşk(ın) ile inleyerek;
Yükselip de bir solukta, dar ağcına çıkmak gerek!
Şems’te bulup sureti(ni), Mevlana olup dönerek;
Kendi(n) olup her adımda, toprağ(ın)a dönmek gerek!
 
Bakan gözle O’nu hiç, gör(e)meyeceğini bilerek,
Derviş olup, bir zerrede tüm alemi görmek gerek!
Bilen olup, şu evrende: Bilmediğini bilerek;
Çalı olup, Tur Dağı’nda; dile gelip, yanmak gerek!

Cennet için namaz kılıp, seccadeyi putlaştırma;
Zekat(ın)la böbürlenip, mülksüzlüğünü unutma!
Sevdiğinden vazgeçmektir, kurban dediğin aslında:
Bir iki günlük koçunu, İsmail ile bir tutma!
 
Mideyi boş bırakıp da, nefsi kibirle doyurma!
Akıl kalbe uymadıkça, girme sakın Hac Yolu’na!
Diyor ki “Ey iman edenler, iman edin!” kitapta: (65:10)
Öyleyse bir kez iman etme(k), yetmiyor bu dünyada!
 
“Biliyorsa eğer bunu”, deme “bana yok hiç gerek!”:
Bakışınla birden boşluk, şekillenip olur gerçek!
İman etmiştin sen zaten, bir kere Kalu Bela’da;
Bir daha düşünmeli(sin), neden geldin bu dünyaya?
 
Kiminin gerçeği yalan, kiminin yalanı gerçek;
Kimi gerçeği anlatır, bazen yalan söyleyerek!
Anık olan bir yumurta, dünya yaşlı bir tavuk(sa):
Sofralara meze olur, kabuğundan çıkmayınca!

Perde bir an aralan()da, maşukun gözü ardında:
Doğmalıdır bir kez daha, girmek için aşk yoluna!
Aslolan aşk olmalı ki, cümle maşuk hep bahane:
O maşukla aradaki, alış-veriştir sadece!
 
Alış-veriş edeceksen, hep ticaret vardır orda:
Yazgıdır kazık yeme, ya da adettir kazık atma!
Paylaşmayı istersen de, sahip olamaz(sın) aşka:
Anda artar eksilmeden, çok aşık ve tek maşukla!
 
Alan memnun, veren memnun: Onur sözü niçin dizdin?
Ne düzeldi söz dizdin de? Hem de nice eksikliğin!
Namaz kıl ki unutma(zsın), senin değildir ki zaman;
Herkes gibi bir mülksüzsün, zekat ver ki hatırla((r)sın)!
 
Oruc(um) olsun öyleyse, namaz kıl(ma)dığım zaman;
Namaz(ım) olsun öyleyse, söz dizdiğim cümle zaman;
Zekat(ım) olsun öyleyse, söze dökerken eksilen;
Hac(cım) olsun dar ağacı; Kurban olsun bendeki can!
 
Alem olur hep mücahit, Mansur gibi şehit ben de:
Önce kalbim, sonra aklım, sözüm ve eylemimle!
Yani olayım ben de bir Abdurrezzak Şeyh-i San’an:
Dünya ile evleneyim: O döner, ben verince can!
 
Özdeki suyunu insan, kirletmiş ya bedeniyle:
Özge suyla vaftiz olsa, ya da abdest alsa nice?
Islanmaktan korkmuşlar da, ruhlar kaçmış yağmurundan;
Düşünce tarlalarına, duvar örmüşler betondan!
 
Duvar örenlere göre, hayalettir örmeyenler:
Duvar nedir bilmeyen ser, duvarlardan geçip, gider!
Bir duvara takılıp da, gidemezse daha eğer;
Ölmeden önce ölüp de, varlık düzeyin((d(e))n) göçer!
 
Irmak ile anda çağlar; deniz ile hatme kadar:
Yol vermezse toprak ona, buhar olup göğe ağar;
Bir buluta yüklenir de, rüzgar ile deniz arar;
Yağmur olur, içkin yağar; deniz olur, içrek taşar!
 
An(lama)daki eksiği, gizlemez o, isim ile:
İçkinler bin bir taneyse, isimden doğar sürtünme!
Sürtünme azaltıl(a)maz; biri iki yapmak ile:
Anda artar bu sürtünme, taşınıp bir üst düzeye!:
 
Komutan olur bir katil, bin bir kişi öldürürse;
Çünkü bin birin her biri, ikinin diğer birinde!
Oysa birinin varlığı, bağ(ım)lı diğerine:
Kötü yok edil(e)mez ki, iyi varsa hala serde!
 
Amaçlaş(tırl)ır araç, sorgulanmaz ise eğer:
İçerlek olur da dışlak; içrek, o surette yiter!
Yaşam bile olmuş olsa, putun içi dolmaz diye;
Putu kırıp, ölmek gerek; doğmak için içrek ile!
 
Duvarları arasında, putlaşınca yaşantılar;
İçsel boşluk korkutur da, kişi iyisine kaçar!
O da yetmez, korkusunu bağlar kötü dediğine,
Kundaktaki bebeğini, besler Korku, nefret ile!

Gün olur, bir bebek büyür; sürüsüne olur çoban:
Savaş açar kötülüğe, Tanrı olup da alır can!
Duvardaki çatlaklardan, oluk gibi akarken kan,
Güneşte kuruyup, donar: Berkitir duvarı, donan!
 
Gölgeler çoğalır, büyür, başlar öl(dür)meye insan,
Sürüp gider aynı oyun, değişse de sürü, çoban!
Eğer biri olmaz ise Abdurrezzak Şeyh-i San’an:
Dünya ile evlenip de sonra dönüp, vermezse can!
 
Zira iman beş tabaka, sonu(ncus)u sonsuz tane..
İlk tabakadan başlayıp, eklemeli bir bir üste!
Pazarlık vardır imanda, kalbe aklı eklemezde:
Verilecek bir şey yoktur, bu bilinebilse keşke!
 
Hem şeriat, hem tarikat kapısından geçince de
Pazarlıktan çekinilir, tabii gören olmaz ise!
Söz de iman edince, her dem olur o çekince:
Bir “gören” vardır bilgisi, somutlaşır sözcüklerle!
 
Geçince marifet ve de hakikat kapılarından
Pazarlık kalmaz imanda: Eylem eder zira iman!
Ama yakın komşulukta, küller alevlenir yine:
Bu yüzden de bir tabaka daha çıkmak gerek üste!
 
Tüm kapılar aynı olur, iman ediyorken iman:
Her ne ki birde(n)dir, birdir, geçiyorken bu son yoldan!
Bir tabaka atlanırsa, boşluk kalır içeride
Diye diğer durumlarda, putlaşır o iman bile!

19 yorum:

rexart dedi ki...

"Tanrı'nın doğum Günü" adlı kitabı okudunuzmu?

,,sU LeKeSi dedi ki...

Okumadım. Yalan söylemeyeyim: Ne yazarı, ne de kitabın ismini duymamıştım da daha önce. Şimdi İdeefixe sitesinden arka kapak yazısını buldum ve çekici geldi. Okumamı tavsiye eder misiniz?

rexart dedi ki...

açıkçası ben bu kitabı okuduğumda bir kafa karışıklığı yaşadım... şimdi yeniden daha derinlemesine okumaya çalışıyorum, ama sadece şunu söyleyeyim; bu kitap hakkında soru sorduğum 12. kişisin ve sadece sen cevap yazdın :) ne engin noyan, ne ali bulaç nede islam konusunda adı ön plana çıkan diğer, ismini şuanda zikretmeye gerek olmayan kişiler...gariptir hiç bir cevap vermediler ve yorum yapmadılar...adını duyan suspus oluyor sanırım kitabın! sonuç olarak elbetteki tavsiye ederim ve yorumlarını bekliyorum;-)

,,sU LeKeSi dedi ki...

öyleyse tez amanda kitap bulunup, alınıp, okunula :)
Bir bildikleri vardır belki üstadlarımızın. Ama bir acemi olarak kitabı okuduktan sonra ben yorum yapmadan duramam ;)

Taylan dedi ki...

Hoca ben anlamadım :)

Wallaha anlamadım.

rexart dedi ki...

Evet kardeş kitabı okudunmu diye bir daha sorayım:)

,,sU LeKeSi dedi ki...

Taylancım şiirde "O"ları saymazsan, hece ölçüsü varmış gibi oluyor. Anlatmaya yeter mi??

Ve Rexart kardeş.. Uzun bir zamandır okunması ve yazılması gerekenler yüzünden istediklerimi ne okuyabiliyor, ne de yazabiliyorum. Az daha sabret.

,,sU LeKeSi dedi ki...

TDG'yi edindim rexart kardeş..

rexart dedi ki...

iyi okumalar ;-)

,,sU LeKeSi dedi ki...

TDG için ilk 70 sayfadaki iz-lenimim gayet olumlu: 2 yer dışında okurken hiç rahatsız olmadım. Sanırım ilk rahatsızlığım ilerledikçe kaybolacak. İkincisi içinse - hümanizm içinse - şüpheliyim, o sanki kurtulması güç bir bela..

Ama ilk 70 sayfa için bile şunu söyleyebilirim: Bazı insanları kafalarındaki İslam kavramından kurtarabilmek için saatlerce çırpınacağıma, bu kitabı onlara hediye edebilirim. Ama herkese değil yine.. Bazılarına Dine Karşı Din, bazılarına Tawasin, bazılarına Makalat,, daha iyi gelebilir.. Zihinsel mekanda eşzamanlı yaşamıyoruz aslında ;) Zihinsel zaman da sürekli bir çizgisellik sergilemiyor, başı ve sonu yok, dairesel gibi..

,,sU LeKeSi dedi ki...

TDG sayfa 100, yorum güncelleme:

1) Hümanizm konusunda şüphem yok, umarım bu kitabın ilerleyen kısımlarında fazla bela açmaz başıma. Tahakküm ilişkilerinden kurtulmak için insanı merkeze koyup yüceltmek bence gereksiz ve de sakıncalı bir iş. Tanrı'ya hakkını versek her şey çözülecek..

2) Bir dini yorum metninde benim için öncelikli olan şey aksiyom(lar)/belit(ler). Bu kitap belitleri açısından gayet temiz gibi.

3) Herhangi bir belit kümesini kabul etmek onlardan türevlenerek kurulabilecek her olası geometriyi kabul edeceğim anlamına gelmez. Dinin kurumsallaşmayıp, kişiye göre şekillenebilmesi de ancak bu sayede gerçekleşir.

Yazarın reankarnasyon/tenasüh çıkardığı ayet ilişkilerinden bir başkası aynı belitlerle eş-koşut evrenler ve zamanda yolculuk da çıkartabilir. Ya da böyle çıkarımlara gerek duymayabilir. Önemli olan çıkarımları sorgulayarak belitlere uygun yere varmak. Bunu unutmamak gerek.

4) Bu tür metinler bir özellikleri sayesinde hem çok yararlı, hem de çok zararlı olabilir: Kişiyi yerleşik akla iman şirkinden kurtarmak için karşıt örnek olarak kullanılabilirler. Ama kişi bu noktada kendi sorgu ve yaratıcılık süzgecini devreye sokup, inancını yeniden kurmayı denemezse; kitabın aklına iman edip, bir şirkten çıkıp başka bir şirke düşebilir.

,,sU LeKeSi dedi ki...

TDG sayfa 283, yorum güncelleme:

1) Yazarın kurduğu tevbeli tekamül felsefesi kendi içinde tutarlı olsa da; sadece kız çocuklarının diri diri gömüldüğü zamanlarda değil, günümüzde de tehlikeli. Hukuk Devleti bence Foucault'un dediği gibi yerini Normalizasyon Devleti'ne bıraktı, artık hukuk kuralları bile birer norm gibi işliyor..

Bu felsefe belki biraz daha derinleştirilirse tehlikesi azalabilir. Bakalım yazar ilerleyen sayfalarda ne yapacak.

2) Yer yer ufak tefek bilgicik hataları var. Önemli olan onlar üzerinden yapılan çıkarımlar aslında ve doğrularıyla yer değiştirilirlerse belki çıkarımlar değişmez. Ama Tanrı'yı konuşturan bir üslupta bunlar göze batabilir. Hiç dini bilgim olmasa ve dini Kur'an'dan önce bu kitapla tanımaya başlasam, her şeyi bir kenara itebilirim.

Aynı sorun din adına söz sahibi(!) birçok yazarda göze çarpıyor. Keşke bu yazarlar din dışı konularda kullandıkları bilgilerin hakkını verseler de gölge düşürmeseler düşüncelerine.

3) Benim için yazarın yıkmayı denediklerinin kurmayı denediklerinden daha önemli olduğunu ve herkesin bazı kavramları kendi kendine kurması gerektiğini üstü kapalı da olsa belirtmiştim. Yazar eleştirip yıkma konusunda gayet iyi giderken bir noktada çuvalladı: Atatürk.. Bence müslümanlığın normalizasyon aracı olarak kullanılıp, kullanılmadığını anlamak için biraz daha okuyup, düşünmeli. En azından bir yerin köy olabilmesi için orada cami olması gerektiğini söyleyen köy kanununu falan bilmeli..

4) Cami demişken.. Tanrı'yı konuşturmadan önce Cami-Mescid arasındaki ayrıma da bir baksaymış keşke..

rexart dedi ki...

Nitelikli yorumlarınızı ilgiyle takip ediyorum,zihinde açtığınız yeni pencereler için tebrikler ;-)

,,sU LeKeSi dedi ki...

TDG sayfa 352, yorum güncelleme:

1) Kur'an'ın hem müfessir, hem de müfesser olduğunun gayet bilincinde olan ve ona bu sıfatlarının hakkını iade eden yazar keşke Tanrı'ya "Sonsuz Tanrı'yı simgeler" ya da "Evrim insanın maymundan geldiğini söyler" gibi cümleler kurdurtmasaymış. Üzülüyorum gerçekten. Sonsuz tane sonsuz olduğunu bilen bir matematikçi "Yani sonsuz tane Tanrı mı var?" diye sormaz mı? Ya da evrimi hakkıyla bilen bir biyolog "insanın yazdığını - bilimsel kitapları ve makaleleri - doğru düzgün okuyup anlayamıyan bu adam mı Tanrı'nın kitabını doğru düzgün okuyup anlayacak, şaşırmayın" demez mi? Ne gerek var bilmediğin alanlarla felsefeni süslemeye çalışmanın? Ne de güzel kurmuşsun felfeni, bir dolu kavramı ne de güzel almaşık anlamlarla yüklemişsin. O kısımları çıkartsan bir şey kaybedecek mi kitap? Hayır.. Ama o kısımlar yüzünden birçok şey kaybedecek. O alanlarda uzman olan ve yazarın yalan yanlış şeyler söylediğini gören birisi için herhangi bir değeri olabilir mi bilmediği alanlarda söylenenlerin? Cidden yazık.. Birkaç tefsir dersine gittiğim Mustafa İslamoğlu'nun da tek sevmediğim özelliği bu ciddiyetsizlikti. Bilgi güvenilirliği konusunda titiz olmayan birisinin yararından ziyade zararı dokunabilir millete.

2) Umarım yazar kitabın bir yerinde "Bunları yazan da herkes gibi birisiydi, muhakkak aslını/doğrusunu Allah bilir" babında bir şeyler söyler de bir şirkten diğerine yuvarlanmanın önünü açmaz.

,,sU LeKeSi dedi ki...

TDG son sayfa, yorum güncelleme:

1) Bu kitabı da diğerleri gibi bir tefsir kitabı olarak kabul edebilirim. Ama doğrudan Tanrı'nın bir müdahalesi olarak kabul edemem, bence yazarın yaratılmış kısmı kurguda daha baskın. Yoksa kurgudaki Tanrı neden sonsuz tane sonsuz olduğunu, İblis'in cinlerden olduğunu ya da evrimin maymundan gelmek demek olmadığını bilmesin? Bir an kitabı gerçekten Tanrı müdahelesi olarak kabul etsem, o zaman Tanrı yazara yalan söylemiş olmak durumunda. En iyisi bunu kabul etmemek..

2) Yazarın yerleşik İslam anlayışını saldırdığı noktaların çoğuna katılıyorum. Benim yazılarıma bakınca bunu öngörmek zor olmasa gerek.

2) En çok Ben-O-Biz/Tanrı-Tanrısal yaklaşımını, ondan türevlenenleri ve Tanrı ile samimi diyalog kurabilme cesaretini sevdim. Bence bu bile insanlara çok şey katabilir.

3) Yazarın sunduğu tenasüh içerikli tevbeli tekamül felsefesi üzerine pek düşünmediğim bir konu. Nedeni daha önce de belirttiğim gibi alternatif felsefeler üretilebilmesi. Ve birkaç başka ayeti göz önünde bulundurursak, alternatifler daha çekici olabilir. Sanki bir yerden sonra yazar çıplak zihnini bu felsefenin gözlükleriyle gölgelemiş.

4) İndigo Çocuklar hakkında pek bir şey bilmiyorum. Ben de şu anda yazdığım bir romanda - boz(uk) kitap - yarınları otistik çocuklara bırakıyorum. Ama inşallah sonunda şunu diyebileceğim: "Bunları yazan da herkes gibi birisiydi, muhakkak aslını/doğrusunu Allah bilir"

5) Kitabı kimin için okuduğumu sanırım artık biliyorum. Yıllardır dindar olduğumdan haberdar olduğu için içten içe üzülüp, beni uzaktan sevmeyi seçen birisine armağan edeceğim..

6) Muhakkak doğrusunu O bilir..

,,sU LeKeSi dedi ki...

TDG son yorum:

1) Kitabın ardından pek bilmediğim birkaç mezhep ve din hakkında okumalar yapmak zorunda hissettim kendimi. Yazarı oturtabildiğim bir gelenek var artık.

2) Yazar sayfasında kendine küfredilen, tehditler savrulan yorumları da yayınlıyor, kendini göklere çıkaranları da.. Ben de burada yazdığım yorumları gönderdim. Ama yayınlamadı ;)

rexart dedi ki...

Uzun zamandir nete uzunca girmeye pek vaktim olamıyor o yüzden herhangi bir şeyde diyemedim, hoş gerçi diyecek pek birşeyde yok, fikre karşı fikir, hem onu hem seni okuyup fikir cimnastiği yapmış oluyorum :) neticede bu sadece bir kurgu roman benim gözümde, keşke kitabın sonunda "herşeyin doğrusunu Allah bilir" deseymiş bencede haklısın ;-)evet hemen hemen hertürlü yorumu yayınlamasına rağmen seninkileri niye yayınlamadı bende anlamış değilim açıkçası?

,,sU LeKeSi dedi ki...

Vardır bu işin de bir hikmeti herhalde.. Bende yazarın samimiyetine gölge düşürebilir bu sadece..

Nete fazla girememe konusunda yaknız değilsin. O kadar çok yazı taslağı birikti ki bende, bitenleri bile aktaramıyorum buraya. Kısıtlı vakti de TDG için kullandım en son. Umarım yayınlanmasa da yorumlar yazara bir fayda sağlar..

,,sU LeKeSi dedi ki...

Bu arada TDG'nin üzerinde bulunduğu çizgiyi ve bu çizginin neresinde olduğunu daya iyi anlamak için Şeyh Bedrettin'in Varidat adlı kitabına ve sıkh dini/sihizm hakkında yapılmış araştırmalara bakmanı tavsiye edebilirim

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le