17 Haziran 2013 Pazartesi

GeZi iZ-LeNiMLeRi

 
Gezi parkında başlayan ve tüm ülkeye yayılan dayanışma ve direniş hareketinin bence üç büyük getirisi oldu. 

 1) Bu ülkede ilk defa kimliklerin kişilikleri maskelemesi engellendi: 

  • Kendi kendine örgütlenen ve çoğu apolitik gençlerden oluşan dayanışma, kimlik tabanında siyasi duruşu olan ve hiyerarşik yapılanma içinde bulunan her türlü örgüt ile arasına anlamlı bir mesafe koydu. Ambulansın peşine takılan ulusalcı kurnaz şoförlerin ambulansın önüne geçmesine de özellikle izin vermedi. 
  • Farklı kimliklerden bir sürü insan yan yana durdu, omuz omuza yürüdü. Ay yıldızlı Türk bayrağı ve sarı-kırmızı-yeşil Kürt bayrağı beraber taşındı, namaz kılan devrimci/antikapitalist müslümanların başında ateist solcular nöbet tuttu, LGBT’li bireyler polis şiddetinden kaçanlara evlerini açtı, farklı tribünlerin taraftarları sokaklarda kaynaştı,, 

2) Bu ülkede ilk defa devletin bireyi maskelemesi engellendi: 

  • Yüzyıldır süregelen, Ermeni, Kürt, Alevi, Solcu, Sağcı, Dindar,, gibi birçok farklı kimliğe ayrı ayrı uygulanan, bu yüzden de çoğunluk tarafından hep yok sayılan Devlet Provokasyonu, Devlet Şiddeti ve hatta Devlet Terörü meşruluğunu sonunda yitirdi. Şimdiye kadar bu meşruiyetin üretilmesinde ideolojik bir araç olarak kullanılan görsel/yazılı medyanın da gerçek yüzü ortaya çıktı.  
  • Toplumun devlet farkındalığı bir seviye daha yükseldi, kendisi için can(lar)ın göz kırpmadan feda edileceği kutsal bir yapılanma algısı yerini kendisi karşısında her daim savunmada durulması gerek baskıcı bir yapılanma algısına bıraktı. İnsanlar kitaplarda, gazetelerde, haberlerde,, karşılarına çıkan birçok şeyin doğruluğundan şüphe duyulması gerektiğini kavradı. 

3) Bu ülkede ilk defa çoğunlukçuluğun çoğulculuğu maskelemesi engellendi: 

  • Kılık değiştirmiş oligarşiden başka bir şey olmayan temsili demokrasimizin bize yetmeyeceği, ne parti üyelerinin, ne de parti seçmenlerinin başkanların izlediği politikaları etkileyemediği göründü. Özgürlükçülerin çoğulcu/katılımcı/doğrudan demokrasi talebi kitleler arasında an’laşılmaya ve yayılmaya başladı
 
  • Milli eğitim sisteminin ve görsel/yazılı medyanın bizlere yüklediği bilgilerin aksine, İttihat ve Terakki’den Kurucu İradeye, Tek Parti Dönemi’nden bugünün AKP’sine bu topraklarda Devlet Aklı’nın hiç değişmediğinin işaretleri belirginleşti. Azınlık ve çoğunluk iktidarının benzerliği ve sorunun çoğulculuğun reddinde yattığı fark edildi. 
 

Kimlik kişiliği, devlet bireyi ve çoğunlukçuluk çoğulculuğu şimdiye kadar hep olduğu gibi maskele(ye)mediği için kişiler, işçi/asker/vatandaş; kalabalıklar, taraftar/seçmen/cemaat olmaktan bir adım öteye geçti. Ve bu, özgür bireylerden oluşan bir toplum olma yolundaki ilk adım oldu. 


Dayanışma bir süre sonra bitse bile ardından hiçbir şey eskisi gibi ol(a)mayacak. Ne Mustafa Kemal'in, ne de (Recep) Tayyip'in askeri; ne CHP'nin, ne de AKP'nin seçmeni olmak zorunda olunmadığı artık gün gibi ortada. 

İşin kötüsü CHP ve AKP de artık bu gerçekten kaçamıyor. Bunun için de tehlikeli bazı tedbirler alıyor gibi görünüyor: 

1) CHP direnişin ilk günlerini oy yüzdesini arttırma potansiyeline sahip bir hareket olarak yorumluyor gibiydi. Dayanışma içinde bütünleşen yüzden farklı bileşen oldukça iştah kabartıcı olmuş olmalı. Fakat hükümeti düşürme hedefindeki miting tasarısı bile Taksim’de şiddetli bir tepkiyle karşılaşınca, işler değişti. Yine de, hiç öyle olmamış gibi CHP büyük bir bilgi kirliliği yarattı. AKP seçmeni bile (tam da başbakanın istediği gibi (!)) direnişi CHP’nin liderliğindeki bir süreç olarak düşünmeye başladı. CHP birimleri tarafından sosyal medyada pazarlanan photoshop harikası fotoğraflar da bunun tuzu biberi oldu: dayanışma ve AKP seçmeni CHP’nin de katkılarıyla birbirine giderek yabancılaştı, aralarında aşılmaz zihinsel duvarlar yükseldi. 

2) AKP direnişin ilk günlerini başbakanı yalnızlaştırıp, partiyi yeniden yapılandırma potansiyeline sahip bir hareket olarak yorumluyor gibiydi. Fakat partiden yükselen tüm karşıt söylemlere rağmen başbakan daha da sertleşip, güçlendikçe, işler değişti. Polis ve jandarmadan oluşan güvenlik güçlerinin saldırı ve provokasyonları pasif ve barışçıl direnişi kıramayınca, seçmenler telefonlarla mitinglere çağrıldı, parti binaları ve cami önlerinden belediye otobüsleri kaldırıldı, metrolar gece yarılarına kadar açık tutuldu, mitinglerde şiddet teşvik edildi.. ..ve eli sopalı, bıçaklı, satırlı insanlar sokaklara salındı. Devlet ve halkın bir kesimi arasındaki gerilim, zorla halkın iki farklı kesimi arasına taşınmaya çalışıldı. 

 

Bana öyle geliyor ki, hem CHP’nin, hem de AKP’nin tavrı darbe çığırtkanlığından başka bir şey değil. Tanımlayamadıkları, bu yüzden kendi tabanlarının kimliğini de sarsıp, yıkma potansiyeline sahip pasif, barışçıl, apolitik ve anarşik bir direniş ve dayanışma var sokaklarda. 1968’de Fransa’da doğan ve topraklarımıza girmemesi için darbelerden bile kaçınmadığımız hareketin hayaleti gençleri ele geçirmiş gibi. Umarım daha önce kanlı 1 Mayıs’ta olduğu gibi otobüslerle Taksim’e taşınan dindarların polis önünde gençleri bıçaklamasının planlarını yapmıyordur yine birileri. Yapıyorlarsa bilsinler ki, ne Taksim onların bildiği Taksim, ne de Türkiye onların bildiği Türkiye artık! aslında son 21 gün, son 42 yıldan daha uzun geçti.

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le