1 Aralık 2007 Cumartesi

gÜn.Ce


Bir karadelik yuttum galiba,
Ya da yuttum, sonra karadelik oldu,
Off…

03/01

 
:Tüm evren içime çöküyor şimdi
:Sanki tüm oyunlar, bende oynanıyor!
:Sanki oyundaki tüm karakterleri aynı anda ben oynuyorum!!
Ve ben bu yüzden
ne şarkı dinleyebiliyorum,
ne film izleyebiliyorum,,
ne de insanlarla konuşabiliyorum,,,

Periyodik bir ruh hali oldu bu sanki.

15/04

1) izdüşüm(türev(yaşam, 95), film) = babam ve oğlum
2) izdüşüm(integral(yaşam), film) = bin-jip
3) gerçek de rüya, rüya da gerçek,,
4) artık palyaço değil, hayali olmak istiyor.

23/07

Bir ay gördüm;
kırmızı bir yay olmuş,
bir maviden diğerine batıyor.
Merak ettim başka yerlerden nasıl görün(m)üyor?
Çünkü biliyor(d)um ki aslında
ay ne kırmızı bir yay,
ne de etrafında bir parça mavi var:
sadece bir ay,
bir gökyüzü,
bir deniz,
bir de "ben" var.

01/08

içerlek
Hayali olmak.. ..büyümemek için yeni bir bahane bence! Yoksa çocukları güldürürken büyükleri de kızdırmak mı artık niyetin? Al sana, bir taş ile üç kuş birden! Zaten alışmış olmalısın ama insanları kızdırmaya. Bakalım neler olacak?


dışrak
Her etkinin, bir tepkisi vardır! Birilerini kızdırmak – hele de bu birileri büyüklerse –  karşılıksız kalmaz... Sen bir taş atarsın, vurduğun üç kuş bir olur ve gelip, senin kafana düşer. Dikkatli ol bence ve her yerde konuşma siliniyorsa yazdıkların: düşünceleri susturmanın en etkili yoludur çünkü onları görmezden gelmek ve üzerlerini örtmek! Ve... Bazen de düşünceleri susturmak için, düşüneni susturabilir bu büyükler...

içrek
Yaşam böyle işte, hep dengeler üzerine kurulu! Alt ve üst eşikler arasında olası sadece "mut"lu bir yaşam. Düşünsene vücudundaki her tepkimenin sesini duyduğunu ya da kendi etinin tadını aldığını. Hayatın uslu çocukları için yasak bölgeler sadece bu kadar da değil üstelik: hislerde, düşüncelerde, sözlerde, eylemlerde. Her yerde var eşikler! Yasak bölgelere girersen, rahatsız olursun! Ama bir kere rahatsızlığın anlamını kavrayınca, rahat anlamını yitirebilir.

bağlaç

İkisi de seçim: içerde ya da dışarıda olmak! Hatta kimi zaman seçmemek bile. Önemli olan onu ya da bunu seçme(me)n değil, seçiminin ne anlama geldiğinin farkında olman!

ortaç
Dışarıdaki için, içerdeki dışarıdadır! yani mutlak olan içerisi ya da dışarısı değil, onları birbirinden ayıran duvarlar. Duvarlar olmasa içerisi ve dışarısı kalmaz, hepsi bir olur!!

içrek
Duvarları olmayan biri, duvarları olanlara göre duvarlardan geçen bir hayalettir sadece! Ve duvarları olmayana göre, diğerlerinin gördüğü duvarlar sadece birer hayaldir! Ne duvardan geçen bir hayaleti öldürebilirsiniz duvarı gören gözün yaptığı kurşunlarla; ne de görmediğiniz ve içinden geçebildiğiniz bir hayali duvarı yıkabilirsiniz!!

bağlaç
İçerisi var oldukça vardır dışarısı diyorsun sanırım ortaç! tüm zıtlar gibi; dost/düşman, savaş/barış, iyi/kötü,, vs. Ve zıtların varlığıdır insanın insanı sömürmesine izin veren! Ama zıtlar olmayınca da insan kendisini sömürmüyor mu içrek gibi?

içerlek
Eğer zıtların "bir"liğini inkar edersen, insanın insanı sömürmesine izin vermiş olursun.
Zıtlardan birini seçip, diğerini yok sayarsan da sömür(ül)en olursun! Zıtlardan ikisini birden yok sayarsan, kendi kendini sömürürsün!! "Bir"liğin enine-boyuna değil, derinlik-yüksekliğine gidip-gelmelisin sürekli.

dışrak
"Git-gel"ler.. ..nereye kadar? Ve sen gidip-geldikçe bıraktığın yerde bulamayacaksın "bir"i!

içrek
Bıraktığın yerde bulsaydın zaten, bir anlamı kalmazdı "gel-git"lerin! Ve nereye kadar? Sanırım bunun sonu yok, senin sonun gelmedikçe.

30/08 


 gÜn.Ce’ye dair”

"İnsanlar arasındaki tüm sürtünme, aklımızdakileri birbirimizin kavram uzaylarına haritalayamadığımız için çıkıyor olabilir mi?" İçtenlikle "Evet, bence öyle" demek istiyorum. Uzun zamandır düşünüyordum bunu. Aynı kavramlara başka başka anlamlar yüklüyoruz. Bu da yetmezmiş gibi, aynı düşünsel imgelere de farklı kavramlarla ulaşıyoruz. Bunlara rağmen dünyada ilişkilerin bu kadar yürüyormuş gibi gözükmesi, beni epey şaşırtmıştı ilk düşündüğümde. Sonra kendimce buldum ilişkileri ayakta tutan şeyi: Zıtlar. Evet, burada da karşımdalar :) İyi/kötü, güzel/çirkin, savaş/barış,, vs. Zıtların biraz üstüne gittiğimde, başka bir şey gördüm. Onlar birbirine sadece bağlı değildi, bağımlıydı da! Savaşı yeryüzünden silmek için, barışı da yeryüzünden silmek gerekiyordu mesela! Ve bu bağımlılık, bireysel ilişkilerdeki kavramsal iletişim kopukluğunun etkisini perdelerken; toplumsal ilişkilerde kavramsal iletişim kopukluğunun ortaya çıkmasına sebep oluyordu. Ve bence, kavramsal iletişim kopukluğunun hangi düzeyde olduğu; etki düzeyi ile doğru ilişkili! Bir adam, bir kişiyi öldürdüğünde katil oluyorken, başka bir adam aynı anda binlerce kişiyi öldürdüğü için komutan oluyordu mesela!

En sonunda şu sonuca vardım: Zıtlardı insanın insanı sömürmesine izin veren kavramlar. Birini seçmeye kalktığınız anda, ya sömüren oluyordunuz, ya da sömürülen. Ya da ikisi birden... Zıtların birliğini inkâr ettiğinizde, sömürüye izin veriyordunuz. Zıtların ikisini birden yok sayınca kendi kendisini sömürüyordu insan! O yüzden zıtların bulunduğu düzlem üzerinde enine boyuna gitmenin bir faydası yoktu. Düzleme dik, derinlik-yükseklik boyutunda hareket etmeliydik.. Hayata inat, uslu bir çocuk olmayarak!! En fazla ömrümüz kısalırdı! Ama kısa da olsa bu rol, bu oyunda bize daha çok yakışırdı. Eeee, hadi öyleyse, güsel oynayalım?¿

Sevgiyle,,

oNuR :: sU LeKeSi

Hiç yorum yok:

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le