2 Eylül 2014 Salı

Ahlak ve Vicdan

 

Önce kavramlarda uzlaşarak başlayalım: vicdanı kişinin kendini yönetme sanatı, ahlakı ise kişinin başkalarıyla yönetişme sanatı olarak tanımlayalım. 

Vicdan ve ahlak arasındaki ilişkide etkin olan ve diğerini kendine göre yeniden biçimlendiren, vicdan değildir, aksine ahlaktır. Şimdi, elimden geldiğince bu önermeyi anlamlandırmaya çalışayım.

Ahlakı ikiye ayırabiliriz: itaat ahlakı ve isyan ahlakı. İtaat ahlakında kişiler arasındaki ilişkiler tek taraflı tahakküme, yani diğerinin eylemini belirlemeye dayanır. İsyan ahlakında ise asıl olan kişilerin karşılıklı olarak birbirlerinin eylem uzaylarını şekillendirme çabası, yani iktidar mücadelesi vardır.

İtaat ahlakında bir otoriteye saygı duyuluyorsa, istedikleri sorgusuz sualsiz yerine getirilir. İsyan ahlakındaysa saygının belli bir sınırı vardır: otoriterliği meşrulaştıracak mutlaklıkta saygıya asla izin verilmez.

İşte can alıcı mesele de tam olarak burada başlamaktadır: itaat ahlakı, aslında vicdanın karar(tıl)masını gerektirir. Kişi, kendisini yönetmeyi bir başkasına bırakmaktadır ve eylemlerinin sorumluluğunu otoriteye devretmeye kalkar. Otorite ise yönlendirdiği eylemler kendisine ait olmadığı için bu sorumluluğu hiçbir zaman tam olarak üstlen(e)mez. Kendisinin bile yapmaya çekineceği şeyleri başkasından isteyebilir.

Sahipsiz bir şekilde ortada kalan sorumluluk yüzünden, eylemler olabildiğince acımasızlaşabilir. Vicdan karartılınca, eylemler vicdansızlaşır. İşte sadece bu yüzden masum insanlara işkence edilebilir, çoluk çocuk toplu katliamlar düzenlenebilir.

Vicdanları aydınlık tutmanın en kolay ve en garanti yolu, isyan ahlakı üzerine olmaktır. Aksi takdirde, şans sizden yana değilse nasıl olup, bittiğini anlamadan hiç düşünmediğiniz birine dönüşebilirsiniz. Üstelik kendisine dönüştüğünüz canavarın hiç farkında olmadan.

 

 

Hiç yorum yok:

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le