13 Eylül 2013 Cuma

TOPLUMSAL ZENO ETKİSİ: Bireysel Kimlik/Kişilik Evriminde Donma ve Toplumsal Kutuplaşma (Güncelleme @ 17/09/13))


Genel Ön Not: Birazdan evrim, rezonans ve kuantum Zeno etkisi gibi doğal olgulardan ilhamla bir biyo/fizik-bilimcinin kimlik ve kişilikler hakkında atıp, tutmasına maruz kalacaksınız: aman dikkat.

Özel Ön Not: Sabırlı sosyal-bilimcilerden ricamdır, eksik ve yanlışlarımı üşenmeden yüzüme vurarak, beni gerektiği kadar dövünüz.
   

Kimliklerin Geçmiş Toplumsal Evrimi
Bugün birer tüketim nesnesi haline gelmiş olan kimliklerden hiç bu kadar bol olmuş muydu yeryüzünde?

Bildiğim kadarıyla çok değil, yakın bir geçmişte kültürel ve genetik katı sınırları olan (din/dil/.. ve ırk/cinsiyet/..), sadece davranışsal olarak kalıtılan birkaç kimlik ile tanımlıyordu bireyler ait oldukları “biz” kavramını. Aslında o zamanlar aktarılan kimlikler değil, bireyler gibiydi: bireyler en az üç dört nesil boyunca tanımı sabit olan bazı kimlikler içinde doğuyordu. Bu kimlikleri değiştirmek de çok olası değildi, birinden diğerine taşınmak da, yeni bir kimlik oluşturmak da..

Gel zaman, git zaman.. ..metal matbaa, radyo, televizyon, bilgisayar, akıllı telefon,, vb bir dolu icat ile sembolik aktarım kültürel evrimde davranışsal aktarımı adım adım geride bıraktı. Adımlar arasındaki mesafe üstel olarak arttığı için, kimlik oluşturan memlerin bireyden bireye geçişinde evrimsel bir sıçrama yaşandı. Bu sıçrama sırasında:

i) Kimi eski kimlikler kendilerini çoğaltırken kopyalar birbirinden farklılaştı, kimliksel yeni alternatifler (kültürel/etkileşimsel aleller) oluştu: dinler mezheplere, mezhepler tarikat ve cemaatlere bölündükçe mak(b)ul dini kimlik sayısı arttı.

ii) Bazı kimliklerin arasındaki katı sınırlar zamanla buharlaştı: dini kimlikler arasındaki sınırda ateist kimlik; cinsel kimlikler arasındaki sınırdaysa lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel ve travesti (LGBTT) kimlikleri bağımsızlıklarını ilan etti.

iii) Modern Devlet'i meşrulaştıran yepyeni, kerameti kendinden menkul kimlikler icat edildi. Bunlardan kimi, bilimsel ellerle çizilen yapay sınırların arkasında bazı bireyler diğerlerinden yalıtılarak, eski etkileşimlerin yeniden yapılandırılmasıyla elde edildi: yetişkin Vs çocuk, normal Vs suçlu, normal Vs akıl hastası,, vs (bakınız: Michel Foucault). Diğerleri ise gerçek kişiler arasındaki doğrudan etkileşimler kırılıp, tüzel kişiler üzerinden dolaylı olarak yeniden kurulmaya çalışılırken ortaya çıktı: ulus devlet vatandaşı, futbol takımı taraftarı, (Kapitaist/Marksist/Liberal/Kemalist/İslami/..) ideoloji takipçisi, siyasi parti seçmeni, sendika veya meslek odası üyesi,, vb gibi.

Kimliksel çeşitlilik arttıkça, kimlikler arası geçişler kolaylaştı. Bir yerden sonra birey ve kimlik arasındaki ilişki tamamen faz değiştirdi: bireyler kimliklerin içine değil, kimlikler bireylerin içine aktarılmaya başlandı. Bu aktarım da sonunda diğer bireyler arası aktarımlar gibi kendine özgü bir arz – talep yasasına uyan gündelik bir alışverişe dönüştü.


Kişiliklerin Geçmiş Toplumsal Evrimi
(Yine bildiğim kadarıyla) kimliklerin evrimine bakmaya başladığımız zamanlarda kişilikler, genetik katı sınırları olan (cinsiyet/aile/kabile/..) davranışsal aktarımın yoğun olduğu bir kalıtıma tabiydi: bir demircinin oğlu demirci, bir çiftçinin kızı çiftçi, bir hükümdarın çocuğu hükümdar oluyordu.

Meslekler bugünkü anlamda birbirinden ayrık disiplinler olmadığı için, bu kalıtım sadece kişilik oluşturan mesleki memlerle sınırlı değildi. Bir anneyi/babayı şaman/../tabip/hekim olup insanları iyileştirmeye iten mesleklerinden bağımsız tüm kişisel tercih ve sebepler de çocukları tarafından büyük bir titizlikle kopyalanıp, çoğaltılabiliyordu.
Kültürel kalıtım sembolikleşirken meslekler hem arttı, hem de özelleşip disiplinleşti. Bu süreç mesleki memleri davranışsal kalıtılan kişilik oluşturucu memlerin dışına itti. Mesleki disiplinlerin tetiklediklerinin dışındaki kişilikler ise etkileşim dahilindeki olası birey sayısının artışına rağmen büyük çoğunlukla eski taklitçi davranışsal yöntemle kalıtılmaya devam etti.

Sonunda meslekler o kadar disiplinleşti ki bireylerin duygusal, tutumsal ve davranışsal tepkilerinde özellikle mesleki eğitim sırasında şekillenen memler (ya da onlara uygun olanlar) baskın hale gelmeye başladı. Böylece kişiliklerin kalıtımında da genetik sınırlar giderek önemini yitirdi ve kültürel aktarımın merkezi fiziksel bir çevreden (aile/kabile/..) zihinsel bir çevreye (meslek/meslek ağacı (sanat/spor/bilim/mühendislik/tıp/ticaret/..)/..) doğru kaydı.



Kimlik ve Kişiliklerin Mevcut Bireysel Evrimi

Sahip olunan kimlik ve kişilikler, günümüzde bireyi “biz” ve “ben” arasındaki sürekli cetvel üstünde bir oraya, bir buraya çekiştirip, durmakta. Üstelik bu cetvelin uçları çoğu vakit sabit değil: belli bir gündem üzerinde kişilikler de kendi içinde çatışabiliyor, kimlikler de. Böyle çatışmalar gerçekleştiğinde, kazanan taraflar çekişmenin uçlarını, "biz" ve "ben"i o anlık değiştirmiş oluyor.

Kimlik ve kişiliklerin çatışmalardaki gücünü belirleyen elek ise bireyin o anki çevresi, yani kendi kimlik ve kişilikleriyle diğer bireyler. Herbir bireyin diğerlerinin çevresine dahil olduğu bu kimlik ve kişilik seçilimini ortak gündem(ler) üzerinden kendi kendine tetiklenen (rezonans benzeri) uyumlu bir süreç gibi betimleyebiliriz. 

  
Betimlemeyi basitleştirmek için sadece iki bireyden oluşan bir topluluğa bakalım. O anki ortak gündem bağlamında iki birey arasında azami çekici etkileşim ile azami itici etkileşimden daha güçlü olanını sağlayacak kimlikler hangileriyse, bireylerde onlar daha baskın hale geliyor. Seçilimde bireylerin yakınlaşıp “biz” olması ya da uzaklaşıp "öteki" olması değil mesele, herbir bireyde öyle ya da böyle kendi kimliğine azami bağlılığı veren etkileşimin gerçekleşmesi.

Benzer şekilde kişilikler arasından da bir seçilim oluyor: bireyler o an en fazla bağlı olabilecekleri kişiliklerine bürünüyor. Fakat bu seçilim diğerinin aksine en zayıf etkileşimi sağ bırakıyor. Dahası, etkileşim sadece itici olabiliyor.


Bu betimlemeden aynı iki bireyin etkileşiminde hep aynı seçilimlerin (rezonansın) olduğu/olacağı anlamı çıkmıyor. Sadece iki bireyden oluşan bu basit toplulukta bile bireylerin gündemleri sürekli değişim halinde. Gündem değişti(ril)kçe de, seçilimler değişiyor.

Bu iki seçilimin ardından, kendi çatışmalarını kazanan kimlik ve kişilik arasındaki çekişme başlıyor. Bireyin “biz” ve “ben” arasındaki gel – gitleri ne kadar şiddetliyse, yani iki uç arasındaki salınım genliği ve frekansı ne kadar büyükse, buhranı da o kadar büyük oluyor. İşte bu yüzden, evrim devam etmekte: birey de ya kendi çevresini dönüştürüyor ya da yeni bir çevreye giriyor.

Eski çevrede buhranı azaltacak gündemler aranabiliyor, yoksa da oluşturulmaya çalışılabiliyor. Etkileşim sonucu daha az buhrana sebep olacak yeni bir çevreye taşınmak da mümkün. Birey bunlardan hangisi daha kolaysa, onu deniyor.


Kimlik ve Kişiliklerde Donma / Toplumsal Zeno Etkisi

Bireylerin “asgari buhranlı” durumları, atomların “asgari enerjili” (= taban) durumlarına benziyor. Atomlar nasıl enerji soğurup uyarılmalarının ardından taban durumuna dönmeye çalışıyorsa, bireyler de buhranlarını arttıran gündem ve çevrelerden (= uyarılmış durumlardan) bir an önce kurtulmaya çabalıyor. Çoğu zaman da bunda başarılı oluyor.

Bazen çevre, atomun taban durumuna evrilmesini durdurup, uyarılmış durumu dondurabiliyor. Eğer yeterince küçük zaman aralıkları boyunca uyarılmış bir atomun enerjisi çevresi tarafından sürekli ölçülürse, o atom bulunduğu uyarılmış duruma hapsoluyor. Kuantum Zeno etkisi olarak bilinen bu olgu, bize kaynayan bir suyun sadece izlenerek sürekli 100 derecede tutulabilmesi kadar olasılıksız gelse de, deneylerle varlığı ispatlanmış doğal bir olgu.

Peki, toplumsal çevre de bireylerin kimlik ve kişilik evrimini uyarılmış durumlarda dondurma potansiyeline sahip mi? Neden olmasın, toplumsal bir Zeno etkisi pekala mümkün. Bireyler, benzer bireylerle benzer gündemler üzerinden yeterince sık etkileşmek zorunda kalırsa, daha az buhrana sebep olacak kimlik, kişilik ve gündemlere sahip olsalar bile mevcut durumlarına sıkışıp kalabilirler.

 
Toplumsal Kutuplaşma

Atom – birey analojisi bu noktadan sonra işe yaramıyor. Zira daha önce açıklamaya çalıştığım gibi, bireylerin evrimi karşılıklı bir uyum içinde. Birinin evrimini artan buhranda donduran çevre için de benzer bir donma kaçınılmaz. Tabii bu çevre, herbiri bireyle kısa bir süre benzer şekilde etkileşse de başkalarıyla bambaşka etkileşimlere açık olan yeterince çok parçaya bölünmüş özel bir yapılanmaya sahip değilse..

Evrimi uyarılmış bir durumda donan bir çevrede kısa vadede en çok işe yarayan şey, kutuplara ayrılıp, bireysel buhranların (ağın etkileşim yoğunluğu en az tutulacak olan) kutuplar arası bölüme aktarılması. Kutuplaşmanın ölçeği büyültülüp, etkileşim yoğunluğu azaltıldıkça da birey başına hissedilen buhran fazlası azalıyor. Bu yüzden, içeriği görünürde değişse de özünde sabit tutulan genel bir gündem yaratarak, topolojisi çok karmaşık olmayan türdeş çevrelerden oluşmuş bir toplumu kutuplaştırmak oldukça kolay.

Fakat bu tarz bir sözde çözüm, uzun vadede problemi çözümsüzleştiriyor. Bireylerin asgari buhranlı durumlarına geçemeyişlerinden doğan fazlalık yok edilmiyor, “öteki” kutupla olan seyrek etkileşime yansıtılıp görmezden geliniyor. Kutuplar arası seyrek etkileşim, üzerine aktarılan buhranı taşıyamaz hale gelince de ani bir sıklaşmaya gidiyor. Bu şok gerilim, ilk artçıların ardından dur(durul)mazsa buhranı azaltmanın tek yolu toplumdaki birey sayısını azaltacak bir iç savaş oluyor!

Bireysel evrimlerin uyarılmış durumlarda donmasının iç savaş potansiyelli toplumsal bir kutuplaşmaya dönüşmesini uzun vadede önleyebilecek en kalıcı çözüm ise donan evrimleri yeniden canlandırmak. Bunun için de yakın çevrede gündemin çeşitlen(diril)mesi, uzak çevrede etkileşimlerin sıklaş(tırıl)ması gerekiyor.


iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le