13 Eylül 2014 Cumartesi

Kur'an ve Bilim 1 - Ayetler ve Bilimsel Keşifler






Çoğu Müslüman, Kur’an’da kendisinden sonra yapılacak olan bazı keşiflere dair işaretler bulunduğunu ve bunun, onun kutsallığını bilimsel olarak ispatladığını düşünüyor.  Ben bu şekilde düşünmeyi hep sakıncalı bulmuşumdur.

Tüm bilimsel teorilerimiz, aslında ele alınan gerçekliğin belli bir bilgi birikimi dâhilinde modellenmesinden öte bir şey değil. Onların gerçekliğin kendisi olduğuna inanamayız, bu bilimi dogmalaştırır. Zaten aradan yeterince zaman geçtikten sonra, gerçekliği betimlemede elimizdeki modeller yetersiz kalır ve teorilerimizi geliştirir ya da değiştiririz.

Misal, bugünkü fizik bilgimize göre kara deliklerin varlığı kesinlik kazanmış bir konudur. İlk olarak genel görelilik teorisinde öngörülen bu uzay-zaman tekilliklerinin madde ya da elektromanyetik ışıma ile etkileşiminden yola çıkarak var olduklarını artık gösterebiliyoruz. Fakat kara deliklerin termodinamiğini ya da içine düşen bilginin akıbetini hala tam olarak anlamış değiliz. Kara delikleri tartışmaya ve doğası hakkındaki fikirlerimizi güncellemeye devam ediyoruz.

Gelecekte kuantum mekaniği ve genel görelilik teorisini tutarlı bir şekilde birleştirebilirsek ya da belirli kısıtlar altında kendisinden onlara ulaşabildiğimiz daha genel bir model kurabilirsek, kara deliklerin varlığı tekrar sorgulanabilir bir konu olabilir mi? Yepyeni, kara deliksiz kozmoloji modelleri ve astrofizik ilkeleri doğabilir mi? Neden olmasın? Daha düne kadar esîr gibi varlığına kesin gözle baktığımız birçok şey, modern fizikle beraber hoş birer hatıraya dönüştü sadece.

Bugünlerde Müslümanlar arasında oldukça popüler olan bir diğer bilimsel keşif ise büyük patlama teorisi. Uzay-zamanın büyük patlama ile başlaması, ondan öncesi hakkındaki belirsizlikler ve olası bir büyük çökme ile uzay-zamanın yok olacağı senaryosu, birçok kişiye Allah’ın varlığının bilimsel ispatı gibi geliyor. Fakat bu teori uzun bir süre genel kabul görmüş olsa da her fizikçinin üzerinde uzlaştığı bir gerçeklik değil.

Örnek vermek gerekirse, bazı büyük fizikçiler, zar teorisi (ya da M teorisi) dedikleri başka bir model öne sürüyor. Kozmik (mikrodalga) arka plan ışınımını ile büyük patlama teorisi ne kadar tutarlıysa, bu teori de o kadar tutarlı. Uzay-zaman ise büyük patlamadan önce de hep vardı bu modellemeye göre, büyük çökmeden sonra da olmaya devam edecek. Büyük patlamanın betimlediği şey, birbirinden farklı iki evrenin bir uzay-zaman noktasında çarpışması olarak ele alınıyor sadece. Matematiği biraz daha zor olsa da, zar teorisinde kütleçekim kuvvetini taşıyan parçacığı diğer kuvvet taşıyıcı parçacıklardan niteliksel olarak ayırmak da mümkün. Ya da karanlık akış denen gözlem (galaksilerin erken dönemde şaşırtıcı bir şekilde soğuk kalmış olan bir bölgeye doğru çekildiği tespiti) de bu teoride daha anlamlı.

Hangi teori sağ kalacak, zaman gösterecek. Belki sağ kalan teori ne büyük patlama olacak, ne de zar teorisi. Şimdiden ikisinin de birçok alternatifi var. Hatta kimi büyük çılgın fizikçiler, kara deliklerde yeni evrenler doğduğunu ve fizik yasalarındaki ince ayarların bizim doğada gördüğümüz doğal seçilimin evrenler düzeyinde bir benzeri sonucu oluştuğunu iddia ediyor.

Oysa bugün Kur’an’da kara delik ve büyük patlama aranıp, bulunduğu gibi dün de Kur’an’da esîr aranıp, bulunuyordu. Ne yalan söyleyeyim, eğer inanmıyor olsaydım ve birileri Kur’an’ın kutsallığını bana esîrden, kara delikten, büyük patlamadan, vs. bahseden ayetlerle açıklamaya çalışsaydı; hem kendi inançsızlığımı derinleştirebilir, hem de karşımdakinin imanını yerle bir edebilirdim herhalde.

Bazı ayetler biz nereye çekersek oraya gider. İstersek dünyanın düzlüğüne, istersek dünyanın yuvarlaklığına; istersek büyük patlamaya, istersek zar gibi çarpışan evrenlere; istersek insanın bir anda yaratılmasına, istersek aşamalı evrime ulaşabiliriz onlardan yola çıkarak.  Üstelik bu sadece Kur’an için de geçerli değil, dileyen ondan çok daha önce yazılmış olan İncil’de de bulur aynı şeyleri, Avesta’da da, Purana ve Vedalar’da da. Hatta belki daha bile fazlası bulunur bazılarında.

Sözün özü, Kur’an’da bilimsel keşif arayıp, bulmak imanımıza iman katmaz, aksine zarar verir. Her şeyden önce akla iman ile şirke düşebiliriz. Bulduğumuz keşifler geçerliliğini yitirdiğinde ise şirke bulanmış o imanımız da elimizden kayıp, gider.

Kur’an’da keşif madenciliğine harcadığımız çabayı yine Allah’ın ayetleri olan doğa ve toplum kanunlarını daha iyi anlamak için harcasak – yani bilime hak ettiği önemi versek – neler olurdu, kim bilir? Belki o zaman, başkalarının yaptığı ve bizim “İşte, Kur’an’da bu da yazıyormuş!” dediğimiz keşifleri, bizzat biz yapardık.

Muhabbetle.

Seriye eklemeyi planladığım diğer yazılar:

2 - Ebced Hesabı/Cifir İlmi ve Nümeroloji
3 - 19 Mucizesi ve Şifreleme

2 yorum:

Emin dedi ki...

Sizin gibi bir beynin inançlı olması bence doktora tezi malzemesi olur. :) Tıpkı Celal Şengör' ün militarist olması gibi. Onunki küçüklükten kalma hayranlık, acaba zeki insanların dine bağlı kalması da Sevan beyin dediği gibi aileye abartılı bir sadakat mi? Boğaziçi' de olsaydınız keşki, hasbihal ederdik.

,,sU LeKeSi dedi ki...

Bence dine bağlılık ile aileye bağlılık birbirini pekiştiren şeyler olmanın aksine birbiriyle rekabet halinde olan şeyler. Belki bu bağlamda benim gibi küçüklüğünde aileye yeterince bağlılığı olmayan birinin dine yaklaşması beklenebilir. Kim bilir...

Sevan bey için de, benim için de din çok ciddiye alınması gereken bir şey. Çünü dini olan bizi cezbediyor. Bu noktada dinin içinde ya da dışında olmak arasındaki fark sadece kişinin kendisi ile kurduğu ilişkiye bağlı sanırım.

Boğaziçi'nde olmasam da çok da uzaklarında değilim. Hasbihal edelim ilk fırsatta.

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le