20 Eylül 2014 Cumartesi

İslamcılığın Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat Halleri – Türkiye Yakın Tarihi




Giriş

Bir önceki yazıda olduğu gibi, bu yazıda da 70’li yıllardan bugüne kadar olan dönemde Türkiye İslamcılığını belli bir çerçevede betimlemeyi deneyeceğim. Bu sefer {muhafazakâr, devrimci} kategorisi yerine {şeriat, tarikat, marifet, hakikat} kategorilerini çerçeve olarak alacağım. Bu çerçeve, Nurettin Topçu’nun İslamcılığına dair Fırat Mollaer’in yaptığı çözümlemede kullanılan {şeriat, hakikat} kategorisinin doğal bir açılımı sadece. Tabii yanlış anlamadıysam…

Bu sefer kendi eksikliklerim üzerinden değil de, 70’li yıllar öncesine dair birkaç yorum üzerinden gerekçelendirmek istiyorum neden bu kadar kısa bir tarihsel dönemi ele aldığımı.

Türkiye’de İslamcılığın, (1856 yılında Islâhat Fermanında) Müslüman olan ve olmayan halklar arasındaki eşitsizliklerin kaldırılmaya çalışılmasına bir tepki olarak başladığı söylenebilir. Fakat Tanzimât İslamcıları gibi bir şemsiye tanım altında toplayabileceğimiz ilk ideologların, 70’ler sonrasının İslamcılarının temel kaynakları arasında olduğuna dair çok fazla delil bulunmuyor.

Cumhuriyetin ilanından tek partili dönemin sonuna kadar devam eden sekülerleşme sürecinde, batılılaşma ya da modernleşme karşısında öncekinden çok daha yoğun bir aşağılık kompleksinin geliştiğini ve bu yüzden İslamcılığın yeni bir faza girdiğini kabul edebiliriz. Fakat bu kritik dönemin de takipçisi ile arasında sürekli bir bağlılığı olduğunu düşünmüyorum. Bunu kısaca açıklamayı deneyebilirim.

1946’da çok partili sisteme geçişten 70’lere kadar olan dönem, Kemalist ideolojinin baskı araçlarından kısmen kurtulmuş bir şekilde ve dindar görünümlü liberal muhafazakâr bir iktidar altında yaşanmıştır. Bu rahatlama, İslamcılığın tüm hallerinin seyrinde bir kırılma yaratmıştır. İslamcılar arasında bir taraftan kendine güven artarken, diğer taraftan da eleştirel düşünce ve entelektüel birikim azalmıştır.

Ayrıca bu ara dönem, devletin kapitalist ABD ile yakınlaştığı ve kendisini komünist SSCB karşısında konumlandırdığı bir dönemdir. 60’ların sonuna gelirken gençler arasında sosyalizmin hızla yayılması devlet için çözülmesi gereken büyük bir probleme dönüşmüştür. Bu yüzden de İslamcılık devlet tarafından manipüle edilmeye başlanmıştır.

Öncelikle, sosyalizme alternatif olacağı inancıyla Seyyid Kutub ve Mevdudî gibi yabancı İslamcıların eserleri bizzat devlet desteğiyle Türkçeye çevrilip, pazarlanmıştır. Bu bölgesel “kaynaklara dönüş” eserleri hedeflendiği gibi gençler arasında etkili olmuşsa da öngörülmeyen bir şekilde radikal İslamcılık gibi sisteme muhalif bir devrimci İslamcılık halleri tetiklemiştir.

Bunun ardından devlet bu konudaki politikasını değiştirip, daha önce desteklediği eserlere karşı karalama kampanyası başlatmıştır. Eserlerin dış kaynaklı oluşuna vurgu yapılmış ve yazarları din düşmanlığıyla suçlanmıştır. Necip Fazıl gibi bazı yerli İslamcıların tutumları üzerinden bile izlemenin oldukça kolay olduğu bu dönüşümle milli, sistemle uyumlu ve görece daha ılımlı olan muhafazakâr İslamcılık hallerinin tohumları atılmış olmuştur.

Böylece, İslamcılığın seyrindeki mevcut kırılma daha da pekişmiştir. Ne yerel, ne de bölgesel öncülleri ile kuvvetli bir bağı kalmayan yeni bir İslamcılık dönemi başlamıştır Türkiye’de.
  
Şeriat İslamcılığı

Devrimci İslamcılığın hallerinden biri olan radikal İslamcılığı bu kategoride değerlendirebiliriz. Modern batıya kategorik olarak karşı olan bu İslamcılık hali, toplumsal hayatta onun kavram ve kurumlarından, bireysel yaşamda ise onun tutum ve alışkanlıklarından arınıp, uzak durmaya çağırır Müslümanları.

Peygamberden başka bir otoriteye itaati kabul etmez. Kur’an’a dönüp, dini anlayışın aklın ışığında yenilenmesini savunur. Anlamı açık olmayan müteşâbih ayetleri anlamlandırma çabasına girmez. Tasavvuf gibi her türlü mistik öğretiyi şiddetle eleştirir. Arı duru bir din anlayışı hedefler.

Müslümanların modern batı karşısındaki zayıflığını birlik ve bütünlüğün yitirilmesine bağlamaz. Mehdi ve Mesih gibi figürlerin İslam dünyasını kurtaracağına da inanmaz. Kendini düzeltmeyen toplumların Allah tarafından düzeltilmeyeceğinde ısrar eder.

Demokrasi de dâhil, doğrudan kavlî ayetlerden türetilmemiş bütün hukuksal düzenlemeleri tevhide aykırı bulur. Ne çoğunluğun uzlaşmasını hakikatin bir delili olarak görür, ne de yönetenlerin Müslüman olmasını yeterli sayar.

Tarikat İslamcılığı

Muhafazakâr İslamcılığın özellikle 28 Şubat öncesindeki bütün hallerini bu kategori altında toplayabiliriz. Bu İslamcılık hali, modern batıya olan karşıtlığı reel politiğin dayatmasıyla duygusal sınırların arkasına hapsetmiştir.

Hukuk ile ahlak arasında birincisini önceleyen asimetrik bir ilişki betimler. Dini anlayışta yenilenme gerekmediğini savunur. Kur’an’dan daha çok din âlimlerinin kitaplarını okur. Çoğunluğun Müslüman olmasını önemser ve genişlemenin yollarını arar. İyilik yolunda savaştığını ve hizmet ettiğini düşünür.

Karizmatik bir liderin öğretilerine uymayı kabul eder. Lider etrafında mistik öğelerin katalizörlüğünde bir birlik hedefler. Yönetenlerin Müslüman olması yeterli olmasa da, gereklidir. Bu bağlamda demokrasiyi içine sindiremese de yararlı bir araç olarak görür.

Mehdi ve Mesih gibi figürlerin sayesinde İttihad-ı İslam’ın sağlanacağına ve böylece İslam dünyasının kurtulacağına inanır.

Çoğunlukçuluğu yüzünden milliyetçilik ya da ulusalcılık gibi ideolojilerle eklemlenebilir. Reel politiğin dayatmasına karşı sürtünme göstermediği için de kapitalizm, emperyalizm, neo-liberalizm gibi devrin kuşatıcı yabancı ideolojilerine uyum sağlayabilir.

Marifet İslamcılığı

28 Şubat sonrasının bazı muhafazakâr/devrimci İslamcılarını bu kategoriye sokabiliriz. Bu İslamcılık hali, modern batıya karşı kategorik bir karşıtlık göstermez. Toplumsal hayattaki kavram ve kurumları ya da bireysel yaşamdaki tutum ve alışkanlıkları kökenlerine göre değerlendirmez. Fakat zihninde Müslüman olan ve olmayan ayrımı bulunur hâlâ.

Hoş görü, insan hakları, ifade özgürlüğü gibi modern değerlere samimi bir şekilde önem verir. Dinin kaynaklarını bu bağlamda yeniden yorumlamaya çalışır: anlamı açık olmayan müteşâbih ayetleri kendisini haklı çıkartacak şekilde sembolik olarak okur; muhkem ayetlerden savunduğu değerlere uygun görmediklerini ise Kur’an’ın indiği zaman-mekândaki amaçlarıyla sınırlayıp, zamanın ruhuna göre bu amaçlardan yeni hükümler çıkartır.

Kaynakların yeniden yorumlanması yerine bazı kısıtlı şartlar altında doğrudan tasavvufi bir dini anlayışa yöneldiği de olabilir.

Demokrasiyi sorgulamadan doğru bir yönetim biçimi olarak görür. Dört halife dönemini onun arkaik bir pratiği olarak değerlendirir. Medine sözleşmesini de Müslüman olmayanlarla ortak yaşamı sağlayacak örnek bir hukuksal düzenleme şeklinde ele alır.

İttihat-ı İslam olgusu üzerine düşünmez. Milliyetçilik ya da ulusalcılık gibi ideolojilerle eklemlenme olasılığı da düşüktür. Fakat kapitalizmin ya da sosyalizmin çeşitli şekilleriyle uyum gösterebilir.

Hakikat İslamcılığı

Bu kategoriye dâhil edebileceğimiz kişi sayısı oldukça azdır. Hatta var mıdır, Allah bilir. Bu İslamcılık halindeki kişi, Müslüman olan ve olmayan ayrımına sahip değildir. Tüm dinleri özünde İslam kabul eder ve bu özle ilgilenir sadece.

Kavlî ayetleri teker teker değil, bir bütün olarak ele alır. Müteşâbih – muhkem ayrımı da gözetmez. Ayetlerin hepsini aynı anda teker teker geçerli olacak ve birlikte uyumlu bir bütün oluşturacak şekilde anlamlandırır. Belli bir değerler kümesini bu anlamlandırmada yol gösterici olarak kabul etmez. Sadece tevhid ilkesinin gözetiminde anlamlandırmasını yapar ve bu anlamlandırmanın ardından bir değerler kümesi elde etmeye çalışır.

Kevnî ayetleri de kavlî ayetler kadar önemser. Doğa ve toplum kanunlarını tüm çıplağıyla anlamak için uğraşır. Bu kanunlarla kavlî ayetlerin uyumlu gözükmediği yerde her ikisini de tekrar gözden geçirir.

Hakikatin ulaşılacak bir ideoloji değil, gidilecek bir yol olduğuna inanır. Gerek İslami geleneği, gerek modern dünyayı, gerekse kendi kendini bu yolda sorgulamaktan çekinmez. Ortaya koymayı denediği şey, İslamcılığın bir başka ideolojiye eklemlenmesi olarak basitleştirilemez. İslam’la ilişkilendirdiği her şey de başkalaşım geçirir, yepyeni bir şeye dönüşür.

Hiç yorum yok:

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le