17 Ekim 2008 Cuma

Kur'an - 2

Kimi Müslümanlar atalarından duymadıklarına elleriyle kapatmakta kulaklarını. Fark etmezler mi elleriyle kapattıkları aslında Kur'an'ın ağzıdır. Kitap nefes alamamakta, mos mor olmuş yüzü, can çekişiyor onların ellerinde.

O sadece atalarına mı indi? O yüzden mi canına kastediyorlar? O yüzden mi onu şimdiki zamanın aklından geçmiş zamanınkine sürüyorlar? Görmüyorlar mı Peygamber'i, "ümmetim onu terk etti" deyip, başını öne eğiyor din gününde?

"Ama Ali?" deyip buruk bir sesle yanındakine dönüyor Peygamber. "Ashabından Muaviye (Ba-Yezid) sayfa sayfa mızrakladı onu. Wallahi oracıkta alacaktım canını ama Allah için değil, nefsim için yapmaktan korktum!" diyor ağlayarak Ali. "Nefsini bilen Rabb'ini bilir Ali," diyor sevecen bir sesle Peygamber "git yat biraz yatağıma, yorulmuşsun." Bir zamanlar Peygamber kanıyla boyanmaktan koruduğu yatağı, kendi kanına
boyuyor Ali.

Bacaklarının arasında oynamakta olan çocuklara bakıyor Peygamber: "Adı güzel, kendi güzeller?" "Ashabından Muaviye onu yüreklerdeki tahttan mızraklarıyla söküp, aldıktan sonra oynadığı tanrıcılık oyununu saltanata çevirdi dedecim. Oğlu Yezid de bizim canımızla oynadı." Yüreği parçalanan Peygamber torunlarına gülümsemeye çalışıyor: "Şüphesiz Allah zalimleri sevmez çocuklar." Sonra ümmetine dönüp, bakıyor. Ebu Zerr'i arıyor dolan gözleri ama bulamıyor. Onun Muaviye'nin yakasına yapışışını görür gibi oluyor gözleri, öfkeli sesi kulaklarına geliyor: "Bugün din günü de olsa, ben bu topluluğun arasında artık wallaha duramam ey canına kurban olduğum güzel arkadaş." "Ve aleyküm selam ey Ebu Zerr.." diyor içinden. Birden "Mülkün temeli Adalet'tir!" diye bağırarak kılıcını çekiyor arkasındaki Ömer. Ebu Bekir onun elini tutup, sakinleşmesini sağlıyor: "Mülkün sahibi Allah bugün adaleti tamamlayacak!"

Ümmetine sesleniyor Peygamber "Ey Ashabım?" diye. Herkes bir diğerine bakmaya çalışıyor. Bir daha sesleniyor Peygamber: "Ey Ashabım?". Biri cevap veriyor "Ey kutlu Efendimiz, Muaviye sahabendir, arkalarda olmalı, duymuyor herhalde seni. Allah ondan razı olsun. Ona da, bize de şefaat et." Gözleri yaşarıyor Peygamber'in, "Şefaat sadece Allah'ındır ey sahabem, Muaviye için de, senin için de.. Allah'tan razı olun! Hamd yalnızca O'nadır, O ki esirgeyen ve bağışlayan, bugünün tek sahibi. Yalnız O'na kulluk edin ve yalnız O'ndan yardım isteyin. Sizi İbrahim'in yüzünü hanifçe döndüğü din üzerine eylesin, sapkınların ve gazaba uğrayanların dini üzerine değil.."

Sonra Kur'an'ı elinden tutup, yerden kaldırıyor Peygamber. Yüzündeki kurumuş kan lekelerini temizliyor. Peygamber'in yüzünü görünce onun yüzünde şaşırıyor ümmet, ellerini arkasına saklıyor kimileri. Birden İbrahim Peygamber'in yüzüne bürüyor Kur'an yüzünü, "Atalarının dini üzerine olduklarını itiraf edebilecek, karşıma dikilebilecek yürek yok onlarda!" diyor. Peygamber karşılık veriyor "Hiç mi düşünüp, taşınmazlar? Nefsini bilen Rabb'ini bilir, atalarını bilen değil. Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara, onlar ki kalpleri namazlarına yabancıymış! Onlar ki niyetleri yalnızca görülüp, takdir edilmekmiş, yetimi itip kakmışlar.. İman etmişler ama Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olmamışlar. Dinlerini paramparça edip, hizipleşmişler: İnançlarının bütünlüğünü bozarak parçalara bölmüşler ve her grup yalnız kendi sahip olduklarıyla övünmüş. Onlar için yapabileceğim bir şey yok. Onların işi Allah’a kalmış."

"Şefaat ya Resulallah" diye araya giriyor biri. Peygamber devam ediyor: "Batıl olan her şeyden uzaklaşarak kararlı bir şekilde, hanifçe yüzlerini dine çevirmemişler ve Allah’ın nakşettiği fıtrata uygun davranmamışlar. Allah’ın yaratışında hiçbir değişme bulamazsın: Bu sahih bir dinin gayesidir ama insanların çoğu bunu bilememiş. Allah onlar hakkında hiçbir kanıt indirmediği halde, Allah’ı bırakıp tapındıkları hiçbir şey gerçekte onların ve atalarının taktığı anlamsız isimlerden öteye geçebilir mi? Neyin doğru, neyin eğri olduğunun hükmü Allah’ındır ve O, kendisinden başkasına kulluk edilmemesini buyurmuştur. İşte dosdoğru olan tek din buydu ama insanların çoğu bunu bilmemiş. Hakikati inkara şartlanmış olanlar, kendi uydurdukları yalanları Allah’a yakıştırmış. Ve onların birçoğu akıllarını kullanmamış. “Allah’ın indirdiğine ve elçisine gelin” denildiğinde, “Atalarımızdan gördüğümüz inanç ve eylemler bizim için kafidir” diye cevap vermişler. Oysa imana ermiş olan, yalnız kendinden sorumluydu."

"Şefaat ya Efendiler'in Efendisi" diye araya giriyor bir diğeri. Ona dönüyor Peygamber: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz oymak ya da boy, kazanıp biriktirdiğiniz mallar, kötüye gitmesinden koktuğunuz ticaret, hoşlandığınız konular.. size Allah’tan, O’nun elçisinden ve O’nun yolunda kavga etmekten daha gönül bağlayıcı geldiyse Ashabım; beklenen o zaman geldi, Allah iradesini açığa vuracak. Bilemediniz mi Allah, günaha batıp gitmiş bir topluluğa asla hidayet etmez! Anlayacaksınız gökte ve yerde Allah O’dur ve O’dur yalnız her şeyi bilen. Size zulmetmeyecek, siz kendi kendinize zulmettiniz!

"Şefaat ya Hoca-Efendim'ın Efendisi" diye yere atıyor biri kendini. Hira'ya çıktığı zamanları anımsıyor Peygamber. Kur'an ile tanıştığından beri ilk kez Hira'ya yeniden gitmek istiyor: "Siz ey imana erişenler! Bilemediniz mi alimlerin ve din adamlarının çoğu, insanların mallarını, haksızcasına yiyip yuttu ve Allah'ın yolundan alıkoydu. Bütün o altın ve gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara azap geliyor şimdi. Ben bize emanet edilen mesajı size açıkça tebliğ etmekten başka bir şey ile yükümlü değildim."

Gözlerinden taşıyor artık göz yaşları Peygamber'in. Kur'an onu teselli ediyor: "Ya Muhammed, onları doğru yola iletmek sana ait değildi, O dilediğini doğru yola iletir. And olsun ki Allah'a kulluk etmeleri ve Tağut'tan sakınmaları için her ümmete bir peygamber gönderildi. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hakketti. İman edip sonra inkar edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkar edenleri, sonra da inkarlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir. Bu gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılır, yaptıklarıyla cezalandırılır! Gelin bana ey Muhammed'in ümmeti.. Gelin bana ey İnsan'lar, gelin.."

Hiç yorum yok:

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le