22 Ekim 2008 Çarşamba

Din-Siyaset ikilemesinde 1 Birleme – 2

Geniş Zaman

{{Siyaset, Ahlak}, İdeoloji} kümesi ile {{Amaç, Sonuç}, Araç} kümesi arasında birebir ve örten bir bağıntı var sanki.. Araç amaç ve sonucu, öz-ü-gürlükçü sosyalizm felsefesi olarak anarşizm [1] veya adalet ve tevhid dini olarak İslam [2] ise ahlak ve siyaseti birbirine bağlıyor gibi. Peki bu bağıntı günümüzün küresel dünyasının üstünde sağlanmakta mı?

Şimdiki Zaman

Siyaset an’layışında araç kavramı ahlakiliğini ve ahlak an’layışında amaç-sonuç tutarlılığı siyasiliğini yitirmiş görünüyor. [3] Siyaset an’layışının ahlakiliğini yitirmesinden – kirli siyasetten – herkes şikayetçi oluyor. Hatta siyaseti kirletenler bile kirli siyaseti bugün vicdanları sızlasa da zorunlu gördükleri için yaptıklarını söylüyor.. Fakat ahlak an’layışının siyasiliğini yitirmesinden – itaat ahlakından – çok az kimse rahatsız olmakta.

Kişinin başkaları üzerindeki iktidarı siyasetle tanımlanırken, kişinin kendi üzerindeki iktidarı ahlakla tanımlanmaz mı? Siyaset ve ahlak bu bağlamda birbirinden ilintisiz düşünülebilir mi?

Birinci yazıda iktidar ilişkilerinin tahakkümlere dönüşmesine karşı çıkmayı siyasi duruş bağlamında anarşizm ile, dini inanış bağlamında kelime-i tevhid ile tarif etmiştim. Ona işaret ederek bu yazıda yukarıdaki bağıntının en azından bu coğrafyada yerel olarak neden sağlanmadığını an’lamayı deneyeceğim.

Geçmiş Zaman

Din ile ahlak ilintili olmadan siyaset ve ahlak birbirine uyumlu bir şekilde bağlanamıyor. Araç ile sonuç birbirine ilintili olmadan amaç ve sonucun birbirine uyumlu bir şekilde bağlanamadığı gibi.. Ama nedense bizlerin an’layışında dinin ahlaksal boyutu pek önemsenmemiş ve Ehl-i İrfan’ın (gönül ehlinin) tekeline itilmiş. Onlar da bu ağır yükün altında dinin eylemsel (ameli) boyutuyla yeterince ilgilenemeyip, edilgen bir karaktere bürünmüş. Tekellerindeki eylemle ilintisi ortadan kalkmış olan ahlak [4] ise doğal olarak isyan ahlakından itaat ahlakına dönüşmüş.

Öz-ü-gürlük isyan ahlakında “karşılaşılan engelleri aşabilmek için kişinin kendisini bir özne olarak yeniden kurması ve geliştirmesi” [5] iken, itaat ahlakında bir engelle karşılaşmamaya indirgenmiş. Bu ahlakla ilişkili olan siyaset an’layışında da iktidar “başkalarının olası eylem uzayını şekillendiren bir eylem” [5] olarak barınamamış, “başkalarının olası eylemini belirleyen bir eylem” olarak tahakküme evrilmiş. Ardı sıra öz-ü-gürlük de hayatın her alanından buharlaşmış gitmiş.

Diğer bir taraftan, din an’layışımızda ahlak ile ilintisi ortadan kalkmış olan “doğru eylem” (sahih amel) kümesi doğal olarak {namaz kılma, oruç tutma, zekat verme, hacca gitme} alt-kümesine indirgenmiş. Küme tamlığını yitirdiği için bu eylemlerin bile an’lam uzayı daralmış, amaçları unutulmuş. [6]

Dinin indirgenmiş eylemsel boyutunun Ehl-i Burhan (akıl ehli) ve Ehl-i Beyan (göz ehli) tekellerine itilmesi ve itaat ahlakıyla beslenen siyaset an’layışının güdümlemesi sonucunda Ehl-i Burhan ve Ehl-i Beyan belirli bir zaman-mekana hapsedilmiş. Ardı sıra eşitlik de tüm zaman-mekanlardan buharlaşmış gitmiş. Gün geçtikçe yelpazesi genişleyen ve derinliği artan (b)ilim ise bizlerin din an’layışında donmuş ve olduğu gibi kalmış. Böylece yeni zaman-mekanlarda alim yetişmez olmuş, oluşan boşluğu da İslam’da yeri olmayan yeni bir sınıf – Ruhban Sınıfı – doldurmuş.

Oysa Müslüman demek Ehl-i Din demek, Ehl-i Din demek gözü beyanda, aklı burhanda ve gönlü irfanda olan demek değil mi? Nedense bilememişiz. Kur’an hatırlatmak istemiş ama onu da duymamışız. Sonra solcular ahlak ve doğru eylemi birbirine felsefe ile bağlamak istemiş. Savundukları öz-ü-gürlük ve eşitlik gibi kutsal değerlerle beraber hepsini törpülemişiz. Hem de bizim indirgenmiş doğru eylem kümemize uymuyorlar ve itaat ahlakımızı değiştirmek istiyorlar diye..

Gelecek Zaman

Tevhidsiz (birlemesiz) adaletimiz bugün eşitliksiz öz-ü-gürlüğü, yani zulmü doğuruyor. Tıpkı adaletsiz tevhidimizin öz-ü-gürlüksüz eşitliği, yani şirki doğurduğu gibi. Ayrımsayamıyor muyuz? Kur’an bugün iniyor olsaydı neler derdi bize? İnsanın siyaset üzerinden insana, ahlak üzerinden nefsine ve din üzerinden Allah’a bu zulmü niye?

Geçecek Zaman

Dünyayı herkes için cennete çevirmek adına çabalamayan bizler ahirette kapısı herkese açık olan cennete hangi yüzle gireceğiz? Dünyada öldürülmelerine üvey gözlerle baktığımız, kararan vicdanlarımız rahatlasın diye de ahirette doğrudan cennete gönderdiğimiz bebeklerin yüzlerine o zaman nasıl bakacağız? İtaatte kusur etmediğimiz, karşısında esas duruşa geçtiğimiz hangi devlet, hangi şirket, hangi tarikat, hangi mezhep, hangi aile o zaman gelip de bizim başımızı dik tutacak onların karşısında? İzinde olmayı asla sorgulamadığımız hangi lider, hangi patron, hangi şeyh, hangi imam, hangi baba o zaman gelip de alnımızdaki kurumuş izin kendi kanı olup olmadığını soran bebeğe cevap verebilecek? Ahirette de mi hiç konuşamayacak ya da büyüyemeyecek yoksa o bebekler?


Peki insanca yaşama hakkını ellerinden aldığımız çocukları kandırmak dünyadaki kadar kolay mı olacak? Din günü Rabb’in katına çıkmaya da mı yetmeyecek onların boyları ve akılları? Görmeyecekler mi bizlerin hep beraber işlediği nice cinayeti ve yaptığı nice hırsızlığı?

O günde mi burs verdiğimiz öğrenciler okullara gidecek, sadaka verdiğimiz fakirler köşe başlarında dilenecek, maaş verdiğimiz işçiler fabrikalarda çalışacak? İnsanların çoğu gazetelerde mi okuyacak sadece din günü neler olduğunu, ona da mı paraları yetmediği için katılamayacaklar? Cenneti de mi yoksa magazin programlarında görebilecek sadece halk?

Ya Ömer? O da mı bu zulmün hesabını sormayacak bizden? Muhammed Peygamber? Orda da mı mağaraya kaçıracağız onu? Melekler de mi sormayacak Allah’a “Dünyada fesat ve bozgunculuk çıkartan, kan döken insanı ahirete de mi kabul edeceksin?” diye. Dünyada olup, biteni bilen Adem utancından nasıl duracak bu sefer meleklerin secdesinin önünde? İblis “ben biliyordum” diye kibirine kibir katmayacak mı?

Bu dünya da koşan hayvanlarla, yüzen balıklarla, uçan kuşlarla ve can veren ağaçlarla doluydu. Cennet de bu canlılarla dolu olmayacak mı? Onların yerine giden arabaları, yüzen gemileri, uçan uçakları ve mal veren fabrikaları neden yine istemeyeceğiz? Cennetin toprağını, suyunu ve havasını kirletmeyecek miyiz dünyanın toprağını, suyunu ve havasını kirleten bizler?

Hem dünyada yaşamalarına izin vermediğimiz canlılar bu sefer sormayacak mı bize “Ey insanoğlu, yeryüzünde medeniyetini yükseltirken gökyüzüne niye hiç bakmadın?” diye?

Zaman Zaman

Sığındığı evine giden dar sokaklardan geçip duran insan gökyüzünü görebilir mi hiç? Peki gökyüzüne hiç bakmayan buradan parça parça görebildiklerinin oradan tamamının göründüğünü hiç bilir mi?

Rahmet olarak ağıp yağan yağmuru taşıyan bulut ve ısıtıp aydınlatan ışığı saçan güneş gökyüzünde değil mi? Uzak olana bakıp, bulutu ve güneşi görmeyen, yakın olana bakıp, yağmuru ve ışığı ne kadar görebilir? Yakın olanda dolanıp durmaktan zaman zaman uzak olana bakıp, düşünceye dalmayan, kısa vadede gözetip durduğu çıkarlarından uyanıp, uzun vadede ne çıkartabilir hayatından?

Dünya yakın olan, ahiret uzak olan demektir. Dünya için adalet ve eşitlik, ahiret içinse dünya gerekir. Ama insanların çoğu bunu bilmez. Ahireti olan dünyada zulmeden insanı ahirette zulmetmekten ne kurtarabilir ki? Şüphesiz insanların çoğunu azap beklemekte. Onlara Allah zulmetmedi, onlar kendilerine zulmetti.

Din demek, yol demektir. Dar sokaklarından hiç çıkmaz insanların çoğu ana yollara. Hem yollara da yerin üstünde yer kalmaz kısa bir süre içinde dünyada. Yer kalsa bile yollar uyu(t)mak için kullanılır. Oysa gökyüzü ve ötesindeki evrenin üzerini örten evler yoktur o yollarda..

* * *

(1) Anarşizmi öz-ü-gürlükçü sosyalizm olarak tanımlamak, komünizmi devletçi sosyalizm olarak tanımlamayı gerektirir.
(2) İslam’ı adalet ve tevhid dini olarak tanımlamak, adalet ve tevhidi içeren tüm din anlayışlarını hak, diğerlerini ise batıl olarak tanımlamayı gerektirir.
(3) bkz: Araç-Amaç ikilemesi
(4) Ahlakı kişinin kendisi üzerindeki iktidarı olarak tanımladığım unutulmamalı. Foucault’un etiği kişinin kendisiyle ilişkisi olarak tanımlaması gibi..
(5) bkz: Yönetişim
(6) bkz: Anarşik İslam – 2, Bölüm III İslam’ın Şartları

Hiç yorum yok:

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le