18 Ocak 2010 Pazartesi

Mutlak Tanrısal

Bir eylem, bir söylem, bir düşünce ya da bir duygunun mutlak tanrısal olup, olmadığı nasıl an’laşılabilir?

Bir kişi kendisini Tanrı’nın gönderdiğini ve görevlendirdiğini söylüyor olsun.

Bu kişi babasız doğuyor, doğar doğmaz konuşuyor ve büyüyünce yaralıları iyileştirip, ölüleri diriltiyor olabilir.

Suyun üstünden, duvarların içinden yürüyebilir.

Geçmişin gizlerini, geleceğin gizemlerini açığa çıkartabilir.

Bilinç altlarına nüfuz edip, duyguları ve rüyaları şekillendirecek kadar şairane; bilinçleri kuşatıp, düşünceleri ve eylemleri yönlendirecek kadar makul sözler okuyabilir.

Hatta hayvanlar onun etrafında tavaf ederken, rüzgar onun sesini fısıldayabilir.

Peki biz, bir insan tarafından yapılamayacak kadar olağan üstü şeyler yapabildiği için ona inanabilir miyiz?

Teknolojideki ilerlememiz sayesinde günlük hayatta yaptığımız birçok şey, geçmişin sakinleri için yukarıdakilerden farklı değildi.

Bugün kısırlara çocuk yaptırabiliyor, dilsizleri konuşturabiliyor, sakatlara yeni uzuvlar verebiliyor, ölümcül hastalıkları iyileştirebiliyoruz.

Denizleri, dağları ve yolları çok hızlı aşabiliyor, bir günde dünyayı dolaşabiliyoruz.

Mesafe tanımaksızın birbirimizle sesli ve görüntülü haberleşebiliyor, dünyanın bilgi birikimine istediğimiz anda internetten ulaşabiliyoruz.

Beyinlerine bağladığımız elektrodlarla, denek insanlara tarifi imkansız duygular yaşatabiliyor, onların hatırlayamadıklarının izlerini bile beyinlerinde görebiliyoruz.

Laboratuarlarda hayvanları kopyalayabiliyor, fabrikalarda bakterileri çalıştırabiliyoruz.

Toprağın, suyun ve rüzgarın enerjisini ele geçirip, istediğimiz yerde harcayabiliyoruz.

Yüzlerce yıl önce yaşamış biri için bu eylemler bir insan tarafından yapılamayacak kadar olağan üstü değil miydi? Öyleyse, daha ileri ya da daha farklı bir teknoloji ile belki bize bir insan tarafından yapılamayacak kadar olağan üstü görünen şeyler de yapılabilir.

Bu bağlamda, bir eylemin, bir söylemin, bir düşüncenin veya bir duygunun mutlak tanrısal olup, olmadığını gösteren şey, onun olağan üstülüğü olmamalı. Peki, olağan üstülük değilse, hangi özellik mutak tanrısallık işareti olabilir?

Aslında bir şey mutlak tanrısalsa, onun mutlak tanrısal olduğunu göstermek mümkün olmayabilir. Fakat mutlak tanrısal değilse, özgür irade öz iradede erimemişse, nefs iddiasında haddini aşıyorsa,, bu çok kolay an’laşılabilir!

Bir eylem, zalimleri yerinden etmiyor, zulmü ortadan kaldırmıyor, hatta bazı insan ve nesneleri putlaştırıp, insanlar arasında yeni efendi-köle ilişkileri kuruyorsa..

Bir söylem, herkes için insanca yaşamın mümkün olduğu öz-ü-gür ve adil bir düzen istemini içermiyor, hatta haksızlık, adaletsizlik ve zulmü destekliyorsa..

Bir düşünce, zihinlerdeki putları kırmıyor, hatta düşünceleri kalıplara sokup, aşılmaz duvarların arkasına zincirliyorsa..

Bir duygu, haksızlık, adaletsizlik ve zulüm karşısında vicdanları aydınlatıp, ayağa kaldırmıyor, hatta karartıp, öldürüyorsa..

..ne kadar olağan üstü olursa olsun, mutlak tanrısal değildir!!

İşte bu yüzden, zalimleri yerinden ettiği için Muhammed Peygamber’e, zulme karşı çıktığı için Kur’an-ı Kerim’a, putları kırdığı için Hanif Din Tevhid Dini’ne ve vicdanımı aydınlattığı için O’nun bana hissettirdiklerine güveniyorum.

İşte bu yüzden, Müslüman deyince ilk aklıma İbrahim Peygamber, Firavun’un Karısı, Lao Tse, Buda, Musa Peygamber, İsa Peygamber, Muhammed Peygamber, Ali, Ömer, Ebu Bekir, Ebu Zerr, Şeyh Bedrettin, Hallac-ı Mansur, Hacı Bektaş, Yunus Emre, Ömer Hayyam, Karl Marx, Errico Malatesta, Pierre-Joseph Proudhon, Mikhail Bakunin, Ali Şeriati, Ursula LeGuin gibi isimler geliyor. Bir kısmı kendine Müslüman demese de..

İşte bu yüzden, Münafık ve Müşrik deyince ilk aklıma Brahmanlar, Firavunlar, Karunlar, Bel’amlar, Ferisiler, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler, Muaviyeler, Yezidler, Karun Kahyalar, Koca Efendiler geliyor. Çoğu kendine Müslüman dese de..

20 yorum:

serhat tekin uslu dedi ki...

Herşey bu kadar basit değil mi?Olağanüstü pek çok şeyi bu kadar basit şekilde açıklayabilemediklerinizi basitleştiriyor ve basitleşiyorsunuz..Birileri kendine müslüman demekten haya ettiği bir zamanda siz onu mesih,mehdi ilan ediyor münafık müşrik gibi sınıflara soktuğunuz kişilere bakınca karun yahyalar,kocaefendiler gibi siz kendi müslümanlığınızı göremiyorsunuz sanırım..Böylelerine ara ara denk geliyorum,genelde namaz kılmaz,Kuran’ı bilim kitabı gibi eline alır okur yayılarak okur,cemaatlere karşıdır,sünnete hadise dudak büker,mezheplere tamamen karşıdır,özgürdür güya kendi aklıyla herşeyi açıklayabileceğini zanneder,başörtüsünün dinde yeri yok der,içer içkiyi normal görür,kadınlarla rahat rahat gezer bunu meşru görür,bilgiçce vaaz vermeyi çok sever birşey bildiğini zanneder sorulduğunda konuşacak iki kelime bulamaz geveler durur başka şeylerle konuyu açıklar,adı üstünde müstakil takılırlar kendileri.Neyse yazılarda sözlerde döner dolaşır bulur sahibini ahiret var tek tek herbir uzuv konuşur..

,,sU LeKeSi dedi ki...

Sevgili Serhat, kalıplaşmış düşünceleriniz ve önyargılarınızla yorum yapmadan önce isterseniz yadığım diğer yazıları bir okuyun. Bahsettiğiniz birçok konuda birçok şey yazdım bu blogda. Sadece bir yazı okuyarak ve beni hiç tanımayarak yaptığınız bu yorum, benim bir şeyleri basitleştirdiğimi değil, sizin bir şeyleri basitleştirdiğinizi gösteriyor.

Aşağıda birkaç yazımın linkini veriyorum. Eğer önyargılarınızdan kurtulmak istiyoranız tabii..

Kur'an 1 (http://sulekesi.blogspot.com/2008/09/kuran.html)

Kur'an 2
(http://sulekesi.blogspot.com/2008/10/kuran-2.html)

Kur'an 3
(http://sulekesi.blogspot.com/2008/10/kuran-3-ve-tartmak.html)

(Anarşik) İslam
(http://sulekesi.blogspot.com/2008/07/anarik-islam-2.html)
Mezhepçiler, Irkçılar, Mehdiciler
(http://sulekesi.blogspot.com/2008/01/3-d-kn-ler-mezhepiler-irklar-ve.html)

Artı 1
(http://sulekesi.blogspot.com/2007/12/dnce-art-1.html)

Beyan-Burhan-İrfan 1
(http://sulekesi.blogspot.com/2008/09/beyan-burhan-irfan-zeine.html)

Beyan-Burhan-İrfan 2
(http://sulekesi.blogspot.com/2008/09/beyan-burhan-irfan-zerine-2.html)

Beyan-Burhan-İrfan 3
(http://sulekesi.blogspot.com/2008/09/beyan-burhan-irfan-zerine-3.html)

İslam Vs Kapitalizm
(http://sulekesi.blogspot.com/2009/03/islam-vs-kapitalizm.html)

Adsız dedi ki...

Siz bakın Kuran bu basit dediğiniz şeylerin üzerine nasıl vurgulayarak her birine birer ayet veriyor..Bunlar bu kadar basit normal olağan şeyler olmadığını bir bir vurguluyor..Yeteri kadar blogunuzdaki yazıları okuduğumda yazdım..

,,sU LeKeSi dedi ki...

Kur'an vurguladığını söylediğiniz şeylerle genelde başka bir şeyleri vurguluyor. Örnek olsun diye soruyorum, sizce Tin Suresi'nin girişinde incir ve zeytini neden düşünmemizi istiyor Allah? Faydalı yiyecekler olduğu için mi? Surenin ikinci ayetinde, onların yanında başka neleri düşünmemizi istiyor? Bu surenin bütün ayetlerini nasıl birbirine bağlıyorsunuz? Sizce tabiat ayetleri neden genellikle "göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'a aittir" diye bitiyor. Maun Suresi namaz kılan birisini neden ayıplıyor? Tevbe Suresi'nin 54 ile 60. ayetleri arasında müslüman olduğunu söyleyen bir grup için Allah ne söylüyor? Diğer infak ayetlerini bu ayetlerle birleştirince ne görüyorsunuz?

Allah'ın Kitabı'na haksızlık etmeyin! Benim O'na verdiğim değere de.. Yazılarımda eleştirdiğim birçok şeyi Kur'an zaten eleştiriyor. Dediğiniz gibi yazılarımı yeterince okumuş olabilirsiniz. Öyleyse Kur'an'ı biraz daha okuyun..

serhat tekin uslu dedi ki...

Kıssaların işleniş biçimlerine dikkat ettiğinizi düşünüyorum ama nedense bir takım grupları kötüleme adına bunlar basit dogal sıradan olabilecek mevzularmış gibi basitleştiriyorsunuz..Allahın ipine topluca sarılmak isteyenlere veya Kur'anın iyiliği emreden kötülükten meneden toplulukların kurtuluşa ereceğinden bahsederken siz her müslümanım diyen grubu(istisnalar bunun dışında) kafir sınıfına sokacak yazılar yazıyorsunuz..Eger onlar müşrik,münafık değilse ki pek çoğu iyi niyetlerle bu işi gögüslemek istiyor o zaman haliniz nice olur..Eger karşıdaki o sizin dediklerinizdir eger değilseki kesinlikle değiller döner o sizi bulur.O söz havada kalmaz biliyorsunuzdur umarım..Mümin sınıfına soktuğunuz Ebu zerr'den ve İbni Ömer'den rivayet edilen hadis ne güzel özetliyor bu konudaki edebi..

"Kim bir adamı ey kâfir diye çağırır veya ona ey Allah'ın düşmanı derse, o adam da böyle değilse, bu söz, söyleyenin kendisine döner"

"Bir adam din kardeşine, ey kâfir derse, bu söz ikisinden birine döner Eğer böyle denilen kişi söylenildiği gibi ise söz doğrudur; yerini bulmuş olur Aksi takdirde bu söz söyleyene geri döner"

Edeb budur...

,,sU LeKeSi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
,,sU LeKeSi dedi ki...

İlk yorumunuzu yazarken ve beni yorumlarken de keşke bu edep kaygısını taşısaydınız. Neyse, bu vesileyle edep noktasına gelmiş olduk.

Ben kimseye kafir ya da müslüman değil demedim. Yazılarımda "iki kişiden biri diğerine müslüman değil diyorsa, onlardan en az biri müslüman değildir" hadisine gönderme yaptığım da oldu, bir başkası için benimsemediğim islam yorumlarıyla benimki arasında bir fark bulunmaması gerektiğinin de altını çizdim. Hiçbir topluluğu da Kur'an'a dayanmadan eleştirmedim. Kur'an kimlere "onlara kendi durumunun hatırlatıp, gösterecek sözler söyleyin" diyorsa, onlara söz söyledim.

Bu bağlamda, yaptığım bir eleştiriyi haksız buluyorsanız tartışırız. Kur'an'ın rehberliğinde konuyu masaya yatırırız. Eleştirmemek, sorgulamamak, tartışmamak değil Kur'an'ın gösterdiği edep. Aksi düşünülmeye başladığı andan itibaren düşüşe geçti zaten İslam Medeniyeti.

serhat tekin uslu dedi ki...

Zaten Kur'anda herşey sembol herşeyde verilmek istenen başka namaz kılın derken bile namaz kılın demiyor aslında oruç tutun derken oruç tutmak kavramı yok edilmeye çalışılıyor namaz kavramını saptırarak namazla meditasyonu birleştiren ilahiyatcılar cıktı infak edin derken aslın o sembolik kardeşim verilmek istenen başka birşey gel ben sana verilmek isteneni vereyim vs ....Son zamanlarda tek tükte olsa duyuyorum bunları..Bunlardaki amaç ne sorarım size?yaşantısına baksan dinle alakası yoktur tamamen ehlikeyf aydın geçinen kimselerdir dini uygulamanın zerresi yoktur böyleleri çevresine üç beş insan topladıkları onlara ciddi tesir ettikleri hiç görülmemiştir neden acaba?

,,sU LeKeSi dedi ki...

Yazdığınız yorumları önemseyip, onlara birer birer cevap vermeye çalışıyorum ama siz benim cevaplarımla ve size yönelttiğim sorularla alakası olmayan yeni yorumlar yazıyorsunuz. Sanırım size gösterdiğim saygıya karşılık vermiyorsunuz. Üstelik her yorumunuzda üslubunuz başka, yaklaşımınız başka, derdiniz başka. İlk yorumunuz ile son yorumunuzu nasıl birbirine bağlamalıyım? Edep yorumunu da hesaba katınca, bu bağlama imkansız görünüyor.

Amacınız bilgi ve düşünce paylaşıp, ikimizin de kendisini geliştirmesiyse, istediğiniz herhangi bir şeyi tartışabiliriz. Aksi taktirde zaman harcarız.

Tarz-ı İslâm dedi ki...

Bence serhat kardeşim konunun dışına çıkmış iyice. Hiç alakası olmayan şeylerden bahsediyor. Onur kardeşim çok güzel, akıcı ve anlaşılır bir yazı yazmış. Bundan dolayı onu kutlarım. Ancaaaaaak tanrısal ile tanrısal olmayan diye bir şey olabileceği bana biraz mantıklı gelmedi. İslami inançta ben herşeyin tanrısal olduğunu biliyordum şimdiye dek. Allah herşeyi ezelden bilendir. Buna göre meydana gelen her atom hücre oluşumu ve hareketi de tanrısaldır. Fuhuş yapanın hücrelerini çalıştırmasa Allah, o kişi nasıl fuhuş yapsın. Dolayısıyla burada tanrısal veya tanrısal olmayandan değil, iradesini Allah'a (fıtrata) bağlayıp bağlamayandan söz etmek gerekiyor. Halk deyimiyle bir insanın mayasının temiz olup olmamasından bahsetmek gerekiyor. Bir insan İslami olmayabilir ama ona verilen fıtratı kirletmemiş de olabilir.

,,sU LeKeSi dedi ki...

Haklısın kardeş, "tanrısal kökenli" ifadesi anlatmak istediğim şeyi karşılamıyor, yanlış kullanmışım. Her şey tanrısal kökenli dediğin gibi, özgür iradelerimiz de kökeni tanrısal olan eylemlerimizi yönlendiriyor. Özgür iradenin mutlak iradede tamamen eridiği, yani hiç bir rolü olmadığı durumları anlatmak istemiştim ben. "tanrısal kökenli" yerine doğru bir ifade bulur, bulmaz yazıyı güncelleyeceğim.

Büyük bir yanlışımı düzelttin, Allah razı olsun..

,,sU LeKeSi dedi ki...

Şimdilik "tanrısal kökenli" ifadesini "mutlak tanrısal" ile değiştirdim. Bir yere de ufak bir açıklama düştüm: "Aslında bir şey mutlak tanrısalsa, onun mutlak tanrısal olduğunu göstermek mümkün olmayabilir. Fakat mutlak tanrısal değilse, özgür irade öz iradede erimemişse, nefs iddiasında haddini aşıyorsa,, bu çok kolay an’laşılabilir!" diye..

Sevgili Bilgi dedi ki...

Merhaba, derinlerini görebildiğin iç bakışlarından çıkan anlamları paylaşıma açan arkadaş. Doğru söz ısrar ve açıklamaya gerek bırakmaz. Yazmaya devam. Yönüne sadık iradenin çekim gücü benzer iradeleri de tetikler. Bulup çıkardığın ve birbiri ile ilintilediğin anlamlar güçlü. Bunları okumaya devam edeceğim. Allah'a emanet olasın.

Adsız dedi ki...

Sizin yazınıza cevap olacak bir yazı..

Küfürle itham
18 Şubat 2010 Perşembe 08:50
Küfre isnad veya küfürle ithamın literatürdeki karşılığı tekfirdir. Tekfir, Müslüman'ın Müslüman'a küfrün taşımış olduğu mana ve muhtevayı kasd ederek "kafir" demesidir.

Öncelikle bu, insana uhrevi bağlamda ciddi sorumluluk yükleyen bir eylemdir. Efendimiz'in (sas) "Bir adam din kardeşine, ey kâfir derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer böyle denilen kişi söylenildiği gibi ise söz doğrudur; yerini bulmuş olur. Aksi takdirde bu söz söyleyene geri döner." (Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111) ve "Kim bir adamı ey kâfir diye çağırır veya ona ey Allah'ın düşmanı derse, o adam da böyle değilse, bu söz, söyleyenin kendisine döner." (Buhârî, Edeb 44; Müslim, Îmân 112) hadisleri ciddi sorumluluk diyerek anlatmaya çalıştığımız hakikate işaret eder. Nitekim bu hadislerden hareketle fukaha bir Müslüman'ı küfre nisbet etmeyi büyük günahlar arasında saymış ve bunun hükmen haram olduğu kararını vermişlerdir.

Bir Müslüman iman ortak paydasında birleşmiş olduğu bir kardeşini neden tekfir etsin? Akla gelen ilk ve en mantıklı açıklama tarzı, onu belki de farkında olmadan içine girmiş olduğu küfür yolundan çıkartmaktır. Eğer gerçekten böyle ise, o zaman bunun yolu 'sen kafirsin' demek olmamalıdır. Çünkü son tahlilde önemli olan Müslüman'ı içine düştüğü çukurdan kurtarmaktır; o zaman bizi bu neticeye ulaştıracak yolun tercih edilmesi, elde edilecek sonuç kadar önemlidir; zira bizi istenen bu sonuca götürecek olan takip edeceğimiz usul ve üsluptur. Bu arada şunu da unutmayalım; Müslüman'ı imandan çıkartan şey, onu imana sokan şeyleri inkar etmesidir.

Bir cümle ile yukarıda farkında olmadan dedim, çünkü genelde inanan bir insan küfür yoluna bilerek ve isteyerek gitmez. Gidenler istisnai de olsa elbette vardır, ama bu onların kendi şahsi ve özgür tercihleridir; dünyevi ve uhrevi neticesine de katlanırlar.

Hadislere baktığımızda akla gelen tekfir meselesinin neden bu kadar sert bir dille ele alındığıdır. Gerçekten neden Allah Rasulü (sas) küfür nisbet edilen kafir değilse, diyen kafirdir diyor. Çünkü İslam'ın bir din olarak öncelediği hususların başında genelde insanlığın özelde de iman ortak paydasında birleşen bütün Müslümanların tevhid, ittifak ve ittihat üzere bulunması gelir. Bu, nice Kur'an ayetleri ve nice peygamber beyanları ile nasslarda yerini alan ve alternatifi olmayan bir hedeftir. Müslüman'ın Müslüman'ı küfre isnadı ise bu hedefi temelden yok edecek bir yaklaşımdır.

Sonra tekfiri sadece fertler arasında cereyan eden hadiseler şeklinde algılamamak lazım. 15 asırlık mazimize baktığımız zaman gördüğümüz gerçek, fertler arasında bu ve benzeri isnadlarla başlayan ayırımın çok köklü, asırlar boyu devam eden köklü ayırımlara, oluşumlara, kavga hatta savaşlara sebebiyet verdiği aşikardır.

Müslüman'ı tekfir etmeyi gerektiren ikinci neden olarak akla gelen şey; kıskançlık, kendini yapıp ettikleri ile başka Müslümanlardan üstün görme ve bunun göstergesi olarak Müslüman kardeşini tahkir etme olabilir. İhtimal olarak söylenen bu yaklaşımı destekleyecek somut delillerin de olduğu göz önüne alınırsa, bunun hiç de yabana atılmayacak bir sebep olduğu izahtan varestedir.

Eğer sebep bu ise, burası sözün bittiği yerdir. Bu türlü durumlarda "kısa bir sükut, uzun bir hutbeden daha beliğdir." Onun için ben sükutu tercih ediyorum ama bir ayet ve iki hadisle sözü Allah ve Rasulü'ne havale ederek: "Ey mü'minler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; belki de onlar, kendilerinden daha iyidir." (49/11). "Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter." (Müslim, Birr 32), "Allah güzeldir güzeli sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir." (Müslim, Îmân 147)

Zaman

,,sU LeKeSi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
,,sU LeKeSi dedi ki...

Benim inkar etmediğim, asksine sık sık dile getirdiğim "iki kişiden biri diğerine kafir diyorsa, onlardan en az biri kesinlikle kafirdir" ifadesini temel alan bir yazı nasıl benim bir yazıma cevap olabilir ki? Bu yazının yorumlarında bile bu ifadeyi kullandım ben.

Anladığım kadarıyla siz Karun Kahya'lar veya Koca-Efendi'ler diye adlandırdığım insan gruplarının Müslüman deyince aklıma gelmemesi kısmına takıldınız (..ki orası yazının en önemsiz kısmı..)ve bu yüzden yazının asıl anlatmayı denediği şeyi kaçırdınız.

Ben hiçbir yazımda özel bir kişiyi kafir olarak adlandırmadım. Kur'an'dan öğrendiğim kadarıyla tüm dinler özünde Müslümanlık ve Müslümanlar farklı dini anlayışlara sahip olabiliyorlar. Fakat bu anlayışlardan bazıları küfre yakınlaşabiliyor, mesela imanda pazarlık eden ve dine ırkçılık bulaştıran Yahudilik ya da peygamberi tanrılaştıran ve kitabı çoğaltmayla önemsizleştiren Hıristiyanlık gibi.. Allah'ın gazaba uğrama ve sapma olarak adlandırdığı bu anlayışlara inşallah düşmeyiz.

Benim Karun Kahya'lar veya Koca-Efendi'ler diye adlandırdığım insan grupları da dini anlayışı Hıristiyanlaşmaya veya Yahudileşmeye başlayan Müslümanlar. Önceki yazılarıma bakarsanız, bu tesbitimi nelere dayandırdığımı ve eleştirilerimi onları uyarmak için yaptığımı anlayabilirsiniz.

Tabii "sen kimsin ki?" diye karşı çıkabilirler bana. O zaman da sizin benim için ima etmeyi denediğiniz şeye, yani kibre düşerler.

Adsız dedi ki...

Yazıyı yazıyorsunuz sonra birilerini müşrik münafık gibi cahilce diyeyim adlandırıyorsunuz yazdığınız yazınızdan haberiniz yok sonra kalkıp bilmem kocaefendiymiş vs...Ben sizin adınızın soyadınızın yanına önüne iki üç harf atarak çok güzel manalar verirdim ama gerek yok..

"Ey mü'minler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; belki de onlar, kendilerinden daha iyidir." (49/11). "Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter." (Müslim, Birr 32), "Allah güzeldir güzeli sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir." (Müslim, Îmân 147)

,,sU LeKeSi dedi ki...

Adlandırmada kullandığım yöntem alay için değil.. Özel kişileri işaret etmek için de değil.. Özel kişilerden yola çıkarak genelleme yapabilmek ve anlayışları bu genel tiplerle temsil edebilmek için..

Bu yüzden, kimseye müşrik, münafık ya da kafir demedim. Kur'an hangi an'layışları ne olarak adlandırıyorsa, o anlayışları temsil eden genel tiplere öyle seslendim.

Kişi anlayışını değiştirebileceği için istediği zaman kendisini temsil edecek genel tipi de değiştirebilir. Böylece anlayışlar ve genel tipler üzerinden yapılan eleştiriler yıkıcı değil, her zaman yapıcı olur.

Kıssa anlatmak için Kur'an'ın böyle yaptığını gördüm. Yani, bunu Kur'an'dan öğrendim, kendi başıma bulmadım.

Yazılarımın ve yazılarımdaki
yöntemlerin amacını anlamanız için, sanırım önce Kur'an'ın rehberliğine önem verdiğimi ve O'nun önerilerini dikkate aldığımı kabul etmemek için direnmekten vazgeçmeniz gerek. Ön-kabullerinizden sıyrıldığınız anda hem siz benden bir şeyler öğrenebilirsiniz, hem de ben sizden bir şeyler öğrenebilirim. Birbirimizin yanlışlarını düzeltip, anlayışlarımızı doğrultabiliriz.

Allah'ın bizden razı olması için önce bizim O'ndan razı olmamız gerek. Allah'ın selamı benden size olsun..

Adsız dedi ki...

Size iki soru:

1-Kuran'ın onu vasıflarında olan birilerine kocaefendi gibi nitelendirmesi hangi ayetlermiş söyleyebilirmisiniz?

2-Kocaefendinin hangi yaşam tarzı hangi önerdiği şey Kuran'a ters söyleyebilirmisiniz?

,,sU LeKeSi dedi ki...

Daha önceki yazılarımı okduğunuzu söylemiştiniz, o yazılarda anlatmayı denemiştim merak ettiklerinizi. Hatta örnekler de vermiştim.. Tabii bunlar benim düşüncelerim, size göre doğru olmak zorunda değiller. Zaten bildiklerimiz ve düşündüklerimiz her zaman eksik olacak. Kendisinden başka kimsenin (!) hiçbir şeyi hakkıyla bilemeyeceği Rabb'im, bizi başkalarına Rabblik (Efendilik) taslamaktan alıkoyar inşallah

iZ-LeYiCiLeR

e-PoSTa iLe İZ-Le