3 Ağustos 2012 Cuma

Heterotopik Bir Düş-üş



Savaş kazandıranları değil, barış kuran ve koruyanları kahraman bilen; (kazansa da) bir savaşı utanıp, ağlayarak an'latan bir halk düşlüyorum! 

Hem de Çinli Bilge Lao Tzu'nun Gizli Yol'unda yürüyen Taoculardan daha barışçıl..

Yurdunu işgale gelenleri silahlı mücadeleyle değil de asimile olma korkusuyla geri kaçıran bir kültür düşlüyorum.

Hem de bugün bile dünyanın dört köşesinde yaşamaya devam eden Kadim Sümer'in kültüründen daha büyük..


Çünkü dini ile ilahi, devleti ile siyasi, milleti ile tarihi, bilimi ile iktisadi, dili ile felsefi otoritelerden özgürleşen bir insan düşünüyorum!!

Negatif faize dayalı, parayı çürüten, borçları eriten ve birikimleri tüketen bir ekonomi düşlüyorum.

Hem de Büyük İskender ve Roma müdahalelerine kadar sağ kalan Eski Mısır'ın ekonomisinden daha organik..

Anayasasında herkese "insanca (= özgürce) yaşam hakkı" tanıyan; zulmü değil, adaleti koruyan; insanı değil, doğayı merkeze koyan bir hukuk düşlüyorum.

Hem de Hindu Kast Sistemi'ne dahil olmayı reddeden Budistlerinkinden daha eşitlikçi, köle olmayı reddeden el-Muhtare'lilerinkinden daha özgürlükçü, zengin ya da fakir olmayı reddeden Daru'l-Hicre'li Karmatilerinkinden daha adil..


Çünkü insanın tüm kötülüklerinin kaynağının, ihtiyaçtan fazlasının mülkiyeti olduğunu düşünüyorum.

Tanrı'ya inanıp, "Mülk O'nundur, ihtiyaçtan fazlasını dağıtıp, paylaşın" diyen Muhammed Peygamber ve yoldaşları Ebu Zer, Hallac-ı Mansur, Şeyh Bedrettin, Yunus Emre,, gibi..

İnsan'a inanıp, "Mülkiyet hırsızlıktır, çal(ış)mayın" diyen Anarşist Proudhon ve yoldaşları Kropotkin, Bakunin, Malatesta, Godwin, Tolstoy, LeGuin,, gibi..

1 Haziran 2012 Cuma

FeTiH 2012 ;,(



Bu çağda yaşadığı şehrin bir başka halktan fethini kutlama yaparak mı an'malı vicdanı hür bir halk, yas tutarak mı?


Yuh bana, bir bu kalmıştı değil mi eleştirmeye kalkmadığım! Fakat fetih kutlaması yapan bir halk, Bulgaristan'daki Trakya Müslümanları'nın, Ermenistan'daki Hocalı Azerileri'nin, Irak'taki Musul Türkmenleri'nin, İsrail'deki Filistin Arapları'nın, Çin'deki Sincan Uygurları'nın acılarını paylaşıp, onlar için samimi bir şekilde yas tutabilir mi sizce?

Ya da böyle bir halk devlet olup, bu acıların hesabını sorabilir mi? Yoksa devlet olduğunda 1915-17'de Anadolu Ermenileri'ni, 1937-38'de Dersim Kürtleri'ni, 1955'te İstanbul Rumları'nı, 1978'de Maraş Aleviler'ini yeterince düşünmeden ve hiç üzülmeden yerinden yurdundan edebilir, benzer acılara sebep olabilir mi?


İşte bu yüzden fetih kutlamalarımızı el(-l)eştirmek istiyorum. Savaşı övmeyelim. Hele de çoğumuz müslüman olduğunu söylerken!

Durayım ama, Muhammed Peygamber "İstanbul'u fethedecek komutan, ne güzel komutan; İstanbul'u fethedecek asker, ne güzel asker" dememiş miydi? Sanmıyorum: büyük olmak başka, güzel olmak başka! Bakın kardeş katlini vacip kılan o büyük komutanı övdüğü söylenen peygamberine Kur'an ne diyor:

"..Halkı yerinden yurdundan sürmek ise Allah katında çok daha kötüdür. Baskı, zulüm ve zorbalık, öldürmekten daha beterdir.." (Bakara 217)

Biraz daha din-leyin Kur’an’ı: savaşın sadece zulme karşı yapılmasını istediğini, aksi taktirde savaşın kötü bir şey olarak değerlendirildiğini göreceksiniz. Öyleyse nereden geliyor bu fetihleri kutlamalarla an’ma geleneği?

Müslümanlıktan önceki savaşçı kimliğimizden mi? Hayır, savaşçı olduğumuz kadar göçebeydik de o zamanlar. Hem öyle olsa müslümanlıktan hiç nasibimizi almamış olurduk.

Peki ne zaman başladı bu gelenek? Muhtemelen Haçlı Seferleri’yle kavrulan ve İstanbul’un fethiyle biten o karanlık ortaçağda.

Ne olursa olsun, bugün an’lamamız gereken toplumsal bilinç altımızı ortaçağın bilincini yansıtan bazı büyük geleneklerimizden arındırmadan, yarın bizi daha büyük yapacak, dünkülerden daha güzel, yeni geleneklere başlayamayacak olmamız.


2012'de bir fethi illa an'acaksak, gelin an'ma törenlerine yerinden yurdundan ettiğimiz halkları da çağıralım: hep beraber savaşı lanetleyip, barışı övelim. Daha güzel olmaz mı? Hem Arapça’dan aldığımız fetih kelimesi açmak kökünden geliyor, an’ladığımız gibi dışarı atıp, kapamak kökünden değil.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Yum-ur-ta Kafalar ve Hayal-et Fikirler

"Büyük şeyler hep içerden gelir, misal:
yumurta içerden kırılırsa yaşam başlar,
dışardan kırılırsa yaşam biter!"
(anonim)

Peki yumurtanın kabuğunu kırmadan içine nasıl girilir? Gözeneklerden geçecek kadar küçülerek veya 4. bir boyut kazanacak kadar büyüyerek?? Neden olmasın.. 

Nereden çıktı şimdi bu yumurta muhabbeti? Ve bitmesini değil de, başlamasını istediğim yaşam da neyin nesi??

İnsanların kafası yum-ur-talarla dolu: içinde öz-ü-gür düşüncelerin can'lanıp, gelişmeye başladığı ama her biri bir başka önyargı kabuğuyla örülmüş onlar-ca küçük yumurta ile..

O yumurtalardaki öz-ü-gür düşüncelerin yarısı bile kendisini çevreleyen önyargı kabuklarını kırabilecek kadar büyüyüp, beraber yaş-a(lan)-maya başlasa.. ..insan çevresindeki tüm putlardan öz-ü-gür olurdu!

Putlarından öz-ü-gürleşen insanların yarısı bile beraber yaş-a(lan)-maya başlasa.. ..dünya herkes için insanca bir yaşamın mümkün olduğu bir yer oludu!!


Fakat herkes için insanca bir yaşam isteyen bazı insanlar diğerlerinin kafasındaki yumurtalara taş gibi sert fikirlerle saldırıyor hep.

Saldırıya uğrayan yumurtaların bazıları kırılıyor ve içlerindeki düşüncelerden kurtulanları öz-)g(-ür-lü kalıp, yeni oluşan yumurtalardan beslenmeye başlıyor.

Bazı yumurtalarsa saldırılar karşısında sağ(!) kalmak adına kabuklarını kalınlaştırıyor. Öyle ki içlerindeki öz-ü-gür düşünceler ne kadar uğraşsa da kabuğunu kırıp, dışarı çıkamıyor ve sonunda kendilerini çevreleyen önyargıların esiri olarak can veriyor.

Öyle ya da böyle, insanca bir yaşam daha başlamadan bitiyor türlü türlü putların gölgesinde.

Oysa herkes için insanca bir yaşam isteyenler, herkesle kon-uş-tuğu dilde tart-ış-mayı sağlayacak, önyargı kabuklarını (ister küçülerek, ister büyüyerek) aşıp, içeri sızacak hayal-et fikirler geliştirmeli.


Bu hayal-et fikirler efkar-lanmalı, içerdeki öz-ü-gür düşüncelere dışarıda beraberce kurulabilecek olan o güzel yaşamın türküsünü dostça fısıldamalı. "Hadi.." demeli, "..kır kabuğunu, katıl bize. El ele verelim, zulmü adalete evirelim!"

27 Nisan 2012 Cuma

Kuantum Süperpozisyon, Dolaşıklık ve Eş-evresizlik













İTÜ Fizik Mühendisliği Lisansütü Öğrencileri tarafından düzenlenen 2012 - İTU Fizik Kış Çalıştayı'nda lisans öğrencilerine an'lattığım ders için hazırladığım notlar..

20 Eylül 2011 Salı

Zamanda Simetrik Kuantum Mekaniği Formülleştirmesi












İTÜ Fizik Mühendisliği Lisansütü Öğrencileri tarafından düzenlenen 2011 - İTU Fizik Yaz Çalıştayı'nda lisans öğrencilerine an'lattığım Zamanda Simetrik Kuantum Mekaniği Formülleştirmesi başlıklı ders için hazırladığım notlar..

24 Mayıs 2011 Salı

Taraf(ı)-dar Türkiye


Bir futbol sezonu sonunda sokaklara dökülüp, birlik olan ama çocuklar öldür((t)ül)düğünde ve büyükler köleleşti(r(ildi))ğinde evlerine çekilip, bir-er olan kuru bir kalabalık.. ..Zenginleri paraya ve gücüne, fakirleri de zenginlere ve silahlı/silahsız bekçilerine tapan Türkiye! Yazık bize!

İnsan neden paraya tapar ki? Gücüyle güçlenip, tanrılaşmak için diyelim. Bir nevi fiziksel ve zihinsel mastürbasyon!

Peki insan neden insana tapar? Ona da gücüyle güçsüzlüğünü karşılaştırmamak için diyelim, yani sadece zihinsel mastürbasyon!!

Bu kadar basit mi? Muhakkak değil. Değil ama basit bir şeyleri derinleştirerek, derin bir şeyleri basitleştirmek çoğu zaman güzel çıkarımlar sağlar.

Fakat bugün hiç çıkarım yapmayacağım. Çünkü bugün çıkarım yapmak, benim için de sadece bir zihinsel mastürbasyon olacak!

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Yaşam-Bilimsel Karmaşıklığıa Fizik ile Bakış

GS Üniversitesi'nde Kerem Cankoçak tarafından felsefe öğrencilerine verilen "History & Philosophy of Science I" dersinde 23 Aralık 2010 tarihinde konuk olarak yaptığım sunum..










































iZ-LeYiCiLeR